yahya's profile TÜRKİYEM BENİM ...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    April 29

    NAMAZ İÇİNDEKİ İBADET SAYISI

     
     HAYDİ BİR HESAP YAPALIM
     
     
     
     
    Namazın bütün ibâdetleri içine alan bir ibâdet olduğunu bilmem biliyor musunuz?

    Konuyla ilgili bâzı teknik rakamlar :


    • Günde 40 rek’at namaz kılıyoruz. Bu 40 rek’atın 17’si farz, 3’ü vâcib, 20’si sünnettir.

    • Bir senede 14.600 rek’at namaz kılıyoruz.

    • Ramazan’da 600 rek’at teravih namazı kılıyoruz.

    • Toplam bir yılda 15.200 rek’at namaz kılmış oluyoruz.

    • Akşam namazından sonra kılınan evvabin namazı, kuşluk vaktinde kılınan duha namazı, gece kılınan teheccüt namazı gibi nâfile namazlar 15.200 rek’at sayısı dışındadır.


    *Namaz kılan bir mü’min bir günlük namazında neyi ne kadar zikrediyor; hiç düşündünüz mü? Gelin ortalama bir rakam çıkaralım:

    Namaz kılan bir mü’min bir günde en az....

    – 40 def’a Besmele çekiyor.

    – 40 def’a Fatiha sûresini okuyor.

    – 80 def’a Rabb’imizin er-Rahman ismini söylüyor.

    – 80 def’a er-Rahim ismini söylüyor.

    – 213 def’a Allah-u Ekber diyor.

    – 120 def’a Sübhane Rabb’iye’l-Azim, diyor.

    – 240 def’a Sübhane Rabbiye’l-Âlâ, diyor.

    – 15 def’a Sübhaneke duâsını okuyor.

    – 40 def’a Semi Allahu limen hamideh diyor.

    – 40 def’a Rabbena ve leke’l-hamd diyor.

    – 40 def’a Âmin (Ya Rabbî! Duâlarımı kabul buyur) diyor.

    – 33 def’a Zamm-ı Sûre okuyor.

    – 21 def’a Ettahiyyatü’yü okuyarak Peygamberimize selâm gönderiyor.

    – 21 def’a Kelime-i şehadet’i söylüyor.

    – 26 def’a omuzundaki meleklere ve yanlarındaki Müslümanlara Selâm veriyor.

    – 13 def’a Allahümme ente’s-Selâmü ve Minke’s-Selâmu Tebârekte ya Zelcelâli ve’l-ikrâm, diyor.

    – 13 def’a Rabbenâ Âtina, duâsını okuyor.

    – 13 def’a Rabbenâğfirli, duâsını okuyor.

    – 15 def’a Allahümme Salli selâvatını okuyor.

    – 15 def’a Allahümme bârik selavatını okuyor.

    – 15 def’a Euzübillâhimineşşeydânirrâcîym diyerek şeytanın şerrinden Allah’a sığınıyor.

    Bu zikrettiklerimiz sâdece namazın içinde okunanlardır. Namazdan önce ve sonra okunanlar ve tesbihatlar bu rakamların dışındadır.

    60 yıl yaşayıp da kulluğunun gereklerini yerine getiren bir mü’minin yaptıklarını ve söylediklerini bu kadar yıl hesabıyla hesaplayın bakalım, ne çıkacak karşınıza.





    April 27

    VEFAYLA KAL CAN

    VASİYETİM OLSUN

     

    Ayrılıklar geceye benzer. Bütün yarınlar da sabaha can!

    Geceye az kaldı. Ayrılık gelini götürmeye gelen düğün alayı gibi kapımızda.
    Kimler ayrılmadı ki canından.
    Ayrılığı, cennetten ayrılan Hz. Adem'e sor. Tufan'da oğlunu dalgaların pençesine bırakan Hz nuh'a,
    Yusuf'u için inleyen Hz. yakub'a, içindeki ejderle boğuşan Züleyha'ya ,
    Yüreğinin sesini susturmak için bileğiyle dağları oyan Ferhad'a, Şems için kavrulan mevlana'ya,
    binlerce evladını gurbete gönderen anadoluya, en çok da Resulü'nü Medine'ye gönderen o kutsal diyara, hasılı gidenin ardından bakıp kalanlara, ocak gibi yananlara sor.

    Geride kalan, hep inleyendir ana misali, can! giden hep yardır, can'dan can'dır.
    Her şeyi alıp götüren de o'dur, götürdüklerinin iki mislini geride bırakan da ...

    Giderken arkada bıraktıklarına son bir kere bakıp da öyle gitmeli insan.
    Yaşadıklarını, paylaştıklarını gönül heybesine yerleştirmeli. Paylaşılan andır, zamandır, dönüşü olmayandır. Paylaşılan hayattır can!

    Vefalı olmalı insan. Vefanın dersini Kur'andan; alemlerin muallimi, Gönüllerin Sultanı'ndan ,
    O'nun nurlu ashabından almalı.

    Olmalı insan, önce kul olmalı. Olmadan evvel ölmeli, ölmeden önce olmayı tamamlamalı. Nasıl mı olmalı? Hak dostları gibi vefa kahramanı olmalı. "VAllahi O söylüyorsa doğrudur.
    Ben o'nun veraların verasından haberler getirdiğine inanıyorum."diyen, sadakat ve vefadan .. bir lahza ayrılmayan Hz. Ebubekir gibi olmalı.

    Allah resulü'ne;"Kendisinden meleklerin bile haya ettmekte olduğu bir kimseden ben haya etmeyeyim mi?
    Sözlerini dedirten, an-be- an bütün mahlukata edebiyle vefalı olan Hz. Osman gibi olmalı.

    Vurulduğunda yarasının ağırlığıyla baygın yatan, "Eğer daha ölmediyse, onu namazdan başka bir şeyle ayıltamazsınız."
    sözlerinden sonra namaza çağrıldığında küheylanlar gibi "Namaz vakti mi ?" diyerek yaralı bedeniyle .. kan revan içinde şahlanan, namaza vefalı .. Hz. Ömer gibi olmalı.

    "Perde-i gayb açılsa, yine de yakinim azalmaz." diyerek, vefasını kainata haykıran, evliyalar babası, yiğitlerin şahı Hz. Ali gibi olmalı.

    Vefa, sadece has'ların vasfıdır can! Nisyan - unutmak- ise ham'ların ... Bedene tutsak olmuş hoyratların nasibi yoktur vefadan.
    Gönlümüzün kitabında; "Bize bize bir defa selam vereni kıyamete kadar unutmayız." düsturu kayıtlıdır.
    Biz dersimizi; "Kabrimize gelip, bir defa Fatiha okuyanlar kıyamete kadar bizimdir. İmanlarını kurtarmadan ölmesinler,
    ömürleri boyunca fakirlik görmesinler."diye dua eden, hala büyük bir vefayla Üsküdarda dostlarını ağırlayan Aziz mahmut Hüdayiden almışız.
    Nice vefa kahramanının manevi huzurunda hürmetle edeple selama durmuşuz.

    Dostlarını daima vefa ile hatırla can! Arayan sen ol, bulan sen; tanıyan sen ol,kucaklayan yine sen.Kula vefası olmayanın Hakk'a vefası olmaz. Git ki,vefanın ter-ü taze hüküm sürdüğü yeni bir hayata başla ...Haydi daha fazla durma karşımda. Kurşun gibi bir anda al, ellerini benden. su gibi aksın ellerin ellerimden.

    Yüreğini yüreğimde, gözlerini gözlerimde bırak da git.
    Beklemeden, bir kelime bile etmeden git. Canımı canımdan kopar da git.

    Giderken son bir defa Hakk'ın selamını esirgeme benden. Arkada kalanın gözü yaşlı olur misali, yüreği yufka,
    gönlü ince. Ben, içimdeki korla, bağrımdaki volkanla , öylece dağ gibi arkanda kalyım. Yapayalnız hecelerde kaybolan ben olayım. Sen sağlam adımlarla yarınlara yürürken, yıkılan ben olayım.

    Gülen sen ol. ağlayan ben. Yeşeren sen ol, sulayan ben. Bana saplansın paslı mızrakların ucu, sana dokunmasın.
    En çılgın isyanlarını, savaşlarını, sırlarını gittiğin diyarlara götürme.Kötüye dair ne varsa benim yanımda kalsın.
    Benim avuçlarıma bırak. Ben onları dua dua ak kanatlı kuş gibi göklere uçurayım.
    Benim payıma; ilahi dergahtan, ayrılık sahillerinde anıların gönüllü bekçisi olmak düştü.
    Hak'tan gelene razıyım.

    Sen geçmişi bana bırak can!
    Vefa nedir, bilir misin? Vefa arkanda bıraktığını, giderken yaktığını yabana atmamandır. Vefa; dostluğun asaletine,
    bir dua sonrası verilen sözlere, hayallere ihanet katmamandır.
    Vefa; ötelerin sonsuz mükafatı karşısında, cehennemi hafife almaman, ulvi güzellikleri dünyaya satmamandır.

    Şimdi ayrılık vakti can! Gecenin en karanlık vakti. Vaktin yaratıcısı, az sonra geceden gündüzü doğuracak .
    Vakit gitme vakti, bizden aldıklarını gitmesi gereken yerlere iletme vakti ...
    Al can! Bu heybe senin. Sol yanımdan bir parça kopardım senin için; ta özümden, ta közümden ...
    Birazdan sabah olacak; yağmur yağacak ... Ardından gökkuşağı, sonra güneş .. Sıcacık apaydın, pırıl pırıl ..
    Hep böyle oldu, tarihte hep karanlık yenilgiye teslim oldu, güneş kazandı.

    "Birazdan son melodi çalacak,
    Yıldıza, Ay'a ve ibrahim'in Rabbine kasem ederim ki,
    Birazdan bulutların ardından Güneş doğacak."

    Güneş bütün gecelerden güçlüdür can! çünkü güneş vefalıdır, gizlemez sevgisini.
    Vefalıdır ; en çok o getirir kainata sevgilisinin sesini, neşvesini.Yırtıp atar karanlığın kasvetli perdesini ..
    En vefalı delildir o sevgili adına ...

    Uğurlar olsun can!

    Beni kışta bırakıp yeni bir diyara gittiğinde baharı bekleyeceksin. Baharı baklemek ne güzeldir, baharda toprağı parçalayan kır çiçeklerini gözlemek ...

    Ben de seni bir ayrılık sonrası baharı gözlerken kucağıma almıştım. Küçücük ellerinle toprağın bağrını parçaladığında karşılamış ve senin için ne çok savaşmıştım seninle.

    Sen benim kır çiçeğimsin can, sen benim aşk çiçeğim, sen benim yüreğimsin ...

    Vasiyetim olsun sana. Bir gün öldüğümde, kabrimi mutlaka ziyaretime gel. Ama yalvarırım yalnız gelme. baharda derlediğin yüzlerce kır çiçeğiyle gel. Ve başucumda onlara sevgiyi anlat, dostluğu, vefayı, hakiki dosta vefalı olmayı anlat.

    Çünkü ben kır çiçeklerinin sesinden uzak kalmaya dayanamam. Çünkü ben bir an bile tomurcuklarımdan ayrılamam.
    Sonra el ele tutuşup yanıbaşımda eskiden birlikte yaptığımız gibi, ince bir ezgiyle seslenin bütün insanlara.
    "Sevda nedir bilir misin?" diyerek, sevdayı söyleyin.

    "Demet demet sevgi ellerinde
    Billur billur yaş gözlerinde
    Sevdan ebedi yüreğimde,

    Olmadan olmaz, bu iş olmaz
    Sonra bütün bir alemi Yunus'ça,
    Sevmeden olmaz, bu iş olmaz."

    Mısralarıyla sevgisiz bu işin olmayacağını anlatın.

    Hep ama hep vefalı ol. Emanete sahip çık, atana vefalı ol. İdealine sarıl, evlada vefalı ol. Ömrünü hakkıyla yaşa,
    hayata vefalı ol. Düşmanlıklarını unut, dostuna vefalı ol. Öfkeyi kini unut, ruhuna vefalı ol.

    Bunları unutursan; zaman maddi manevi bütün yaralarının, dertlerinin yok olmasına vesile olur. Eğer unutmazsan, zamanla bunlar seni yok eder. Unutkanlıklar karşısında kimseyi suçlama.
    Sen unutma tuzağına düşüp, unutmaman gerekenleri unutma. Unutulmaması gereken güzellikler karşısında
    arslan kesil kendi içinde. Asi bir kartal gibi yırt karanlıkların çirkin yüzünü, meydan oku karanlıklara. Çılgın bir
    küheylan gibi vefayla meydan oku fırtınalara ..

    "Yarasaların gözleri kamaşacak diye güneş doğmaktan vazgeçmez".

    En büyük vefa, Hakk'a götürecek fırsatları yakalamakdır. Bulduğun her fırsatı zamanında değerlendirmekdir. Sakın ha!
    Fırsatları kaçırıp da, Kalü Bela'ya vefasız olma! "Fırsatlar bulutlar gibidir, gelip ve geçer." Sakın ha! Fırsatları kaçırıpda, kaybetme bedbahtlığıyla yok olma.
    Vasiyetim olsun:
    Vefayla kal can!

    April 24

    ÇANAKKALEYE BİR BAKALIM

    hi5 ortamında ki "yaralıkurt03" isimli arkadaşın profilinden alınmıştır.
     
     
    CANAKKALE GECİLDİİ..?   





    April 22

    HANGİ AŞK BÜYÜK ?

    Alıntıdır
     
    Dünyanın, yaşanmış en güzel aşk hikayesi bu..
    Ne Leyla diyeceğim size ne de Mecnun, Ferhad, Romeo vs. vs..
    En güzel aşk hikayesi Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem ile Hatice Validemizin hikayesidir..
    Sanır mısınız ki Leyla ile Mecnun evlenseydi, ya da diğerleri..Aşkları dillere destan olur, günümüze kadar ulaşırdı?
    Hayır tabii ki!
    Belki bir kaç sene sonra bitecekti.. Yaşanmadığından, kavuşulmadığından hep bunlar
    Ama siz bir bakın efendimizle, Hatice Validemizin aşkına ALLAH için!
    Bu, yaşanmış hem de uzun yıllar boyu yaşanmış bir aşk..
    Ahla kissat hub fil alem
    Mekke fethinin ilk günü, o karışıklık, o heyecan esnasında Efendimiz yaşlı bir hanımla karşılaşıyor, O'nun yanına gelmesini önlemek isteyenlere "Bırakın" diyor gelsin..
    Sırtından abayasını çıkarıp, hanımın altına seriyor ve birlikte oturup 1 saat kadar sohbet ediyorlar..
    Aişe Validemiz merak ediyor ve sonrasında;
    "Kimdi o? Neler konuştunuz?" soruyor..
    Cevaba bakar mısınız;
    " O, Hatice'nin arkadaşı idi, eski günleri yad ettik"
    Hatice Validemiz vefat etmiş, aradan yıllar geçmiş, vefayı, sevgiyi, özlemi görüyor musunuz?
    Ve o hengamede..
    Ve Hatice Validemize bakın;
    Yaşı 55..
    Efendimiz o sıra Hira mağarasında, nübüvvetten evvel ibadette..
    Her gün O en sevgili'ye yiyecek taşıyor! Her gun gidiyor ve O'nunla biraz oturuyor..
    Hira Mağarasını bilir misiniz siz? Ne kadar yüksektir ve çıkması ne kadar zordur? Bugün gençler bile çıkarken ter içinde kalırlar, çok yorulurlar..
    Yaşı 55 Hatice Validemizin ve her gün Habibini görmeye gidiyor!
    Yine bakınız ki o asil hanıma, Efendimizden daha yaşlı olduğu için O'na üstüne evlenmesini teklif ediyor!
    Düşünebiliyor musunuz?
    O'nu öylesine seviyor ki, sadece O'nu mutlu edeceğini düşündüğü için "Evlen" diyor!Ama O, reddediyor, asla O'nu incitmek istemiyor..
    Hanım'a bakın! Ve sevgisine..
    Yine ilk vahiy geldiğinde O'na nasıl destek olduğuna, yüreğini, malını, canını nasıl serdiğine bakin..
    Ve Efendimizin yüreğindeki Hatice Validemizin yerini düşünün, çok hadislerde geçer..
    Yine Validemizin vefatından çok uzun yıllar sonra kız kardeşi Hale efendimizin evine gelir ve kapıyı çalar..
    Öylesine heyecanlanır ki O, kapıya koşar, eli ayağı dolaşır..
    "Neden" derler..
    "Hatice'nin çalışı bu" buyururlar..Ve "Sanırım Hale'dir gelen" derler..

    En güzel Aşk hikayesi budur!
    Yaşanmış ama pörsümemiş, eskimemiş, yepyenidir..

    ŞEREFİNİZLE ÖLEMEDİNİZ Mİ ?

    Yıl
    2057

    oğlum 18,

    ben 47 yaşındayım...

    'Baba bizim bayrağımızda sizin zamanınızda
    Ay-yıldız varmış neden

    şimdi
    haç işareti ve anlamını bilmediğim renkler var?

    2 arkadaş okulda tavan arasında eski
    bir atlas bulmuştuk, o atlasta


    gördük daha önce Edirne'den Kars'a kadar Türkiye
    toprağı imiş, şimdi neden


    o
    haritanın 1/5'ine Türkiye diyoruz?



    Eskiden her mahallede 1–2 cami varken,
    şimdi neden her ilde bir cami

    var, dedem bahsetmişti daha önce ezan denen bir şey
    varmış, günde 5 defa

    camilerden okunurmuş şimdi bu çan sesleri ne baba?



    Filistinlilerin zamanında topraklarını
    parça parça satarak İsrail'in

    kurulmasına sebep olduklarını hiç mi bir yerde
    okumadınız da, topraklarımızı

    sattırıp
    şimdi bu ufacık alana bizi hapsettiniz? Siz atalarınızdan böyle mi
    aldınız bu toprakları?
    emaneti böyle mi korudunuz? Günden güne topraklarımız satılırken
    siz
    uyuyor muydunuz baba?



    Baba küçükken herkesin beni Ayşegül diye çağırdığını hatırlar gibiyim

    şimdi neden bana Angel diyorlar, beni kulağıma
    Angel ismini ezanla sen mi
    SÖYLEDİN?


    Bizim evin önünden tanklarla geçen Amerikan askerleri kim baba? Her
    gün bize hakaret ederek ve sizi her gördükleri yerde coplayarak
    demokrasi! mi getirdiler
    baba? Bize okulda demokrasinin tanımını daha farklı öğretiler sanki






    Elime geçen gün bir kitap geçti baba, senin gençliğinden kalan. Biz
    Ankara'ya taşınmazdan önce memleketimizin ismi Gaziantep'miş ve 6317
    şehit vererek 'Gazi' lik ünvanını kazanmış. Neden şimdi oraya kürdistan
    diyorlar baba. Baba hani sizlere kürtlerle
    Türkler kardeştir demişler, peki kardeşlerim neden bizi öldürüp
    ülkemizde ayrı
    devlet kurdular.


    Baba Türkiyeli ne demek? Biz Türk çocuğu değil miyiz? Soyumuz belli
    değil mi bizim?
    O kitapta okumuştum 'Ne mutlu Türküm diyene' yazıyordu. Peki, baba ben neden
    mutlu değilim? Türküm demek suçsa ve kötü bir şeyse siz eskiden neden
    söylerdiniz?




    Baba biz Kurtuluş Savaşı denen bir şey yaşamışız. Kitaba göre
    dünyanın gördüğü en
    şanlı savaşmış ve o savaşta 4 milyon şehit vermişiz. Madem bu vatandan
    bu kadar kolay
    vazgeçecektiniz de neden o kadar şehit verdiniz?





    Hiç mi kitap okumadınız? Hiç mi sizi uyaran olmadı, hiç mi
    göremediniz ülkemizin peşkeş
    çekildiğini? eğer farkında olduysanız ve duygusuzca evinizde
    oturduysanız sizin
    o hainlerden ne farkınız kaldı? Allah'ın huzuruna hangi yüzle
    çıkacaksınız baba. 'Vatan
    sevgisi imandandır' diye bir hadis varken hadi diyelim ki
    Türklüğünüzden vazgeçtiniz
    bari İslam'ın emrine uysaydınız.





    Senin eski cd'lerden dinledim baba, bizim de bir İstiklal Marşı'mız
    varmış. O marşı yanlızca
    körü körüne mi ezberlediniz? Atalarımız sizi her fırsatta uyarmış,
    demiş ki 'Ey Türk titre ve kendine dön'. Baba ne zaman
    titreyeceksiniz? Ankara'yı da kaybettikten sonra mı? Bundan
    13 yıl önce titremediyseniz eğer artık hiç bir şey titretemez sizi.

    Baba sen son bağımsız olan Türkiye Cumhuriyetini gördün.'Ya devlet
    başa, ya kuzgun
    leşe' diyebilecek bir Hasan Tahsin, bir Şehit Şahin, bir Sütçü İmam yok
    muydu aranızda?
    Yazıklar olsun baba sizin gençliğinize!

    Bu günleri göreceğime hiç doğmasaydım baba. Türklüğünüzden
    utanmadınız hiç olmazsa
    insanlığınızdan utansaydınız baba. Bu vatan göz göre göre altınızdan
    kayarken
    hiç
    olmazsa ŞEREFİNİZLE ÖLEMEDİNİZ Mİ
    ?
    April 18

    PEYGAMBERİMİZ S.A.V.İN KARDEŞİ GİBİ

    Peygamberin kardeşi gibi
     

     

    Müslümanlar birbirlerine Peygamberimizin kardeşi imiş gibi davransaydı ne olurdu

    Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Gençlik Kurulu Sakarya Şubesi, Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle; 'Asr-ı Saadetten Bilişim Çağına' konulu bir program tertipledi. Ahmet Akkoç İlköğretim Okulu Salonu'nda gerçekleşen ve Esen Turan'ın sunuculuğunu üstlendiği programa; Münib Engin Noyan konuşmacı olarak katıldı. Çok sayıda davetlinin iştirak ettiği programı izleyenler arasında; MÜSİAD Sakarya Şube Başkanı Mehmet Aracı, Gençlik Kurulu Başkanı Cemal Bolat, İşadamı Nemci İbil de yer aldı. Münib Engin Noyan; Hz. Muhammed'in sünneti ve ümmetine olan sevgisinden bahsederek, Müslümanların son peygamberin adıyla şereflendirilmiş bir ümmet olduğunu ifade etti. 2008 yılının, Hicretin 1429'uncu yılına tekabül ettiğini dile getiren Engin Noyan, günümüzde imkânı olan herkesin kutsal topraklara umre ve hacca mutlaka gitmesi ve oraları anlayarak ziyaret etmesi gerektiğini söyledi. Günümüz Müslümanların Kur'an ve Sünnet'e yabancılaştığına dikkat çeken Engin Noyan şunları kaydetti: 'Toplum, Kur'an-ı Kerim'in ve Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (S.A.V) verdiği bilgileri anlamayacak duruma gelmiştir. Kur'an-ı Kerim anlayarak okunmalı ve çok iyi bilinmelidir. Çünkü Kuran-ı Kerim'de her şey açıkça belirtilmiştir.' Medeniyet isminin Medine'den geldiğini, Hicret'in ise terk etmek demek olduğunu belirten Engin Noyan; 'Peygamberimiz Mekke'den Medine'ye giderken oraya bir daha dönmemek üzere terk etmiştir' dedi. Hz. Muhammed'in bahsettiği mümin ve mumine topluluğunun günümüz Müslümanları olduğunu ifade eden Noyan; 'O, yumuşak sözlü, aile ilişkileri kuvvetli bir peygamberdi. O, ashabına bir şeyler anlatmak ve dini anlatmak için, ashabının her zaman kendisine soru sormasını beklerdi. Ashabı ona 'görmediğin insanlara neden ümmetim diyorsun' sorusuna 'çünkü onlar benim kardeşim' diye cevap veriyordu' diye konuştu. Noyan konuşmasının sonunda, herkesin birbirlerine peygamberin kardeşiymiş gibi davranması gerektiğini söyledi.
    Cihan
    April 17

    NAMAZ VE CUMANIZ MÜBAREK OLSUN

     

    CUMANIZ MÜBAREL OLSUN.

     

    Namaza tekbirle girmek,'ilahi,biz Senin huzurunda kurban olduk !' demektir. Tekbir getirerek kurban kesildi gibi, tekbirle namaza baslamak da, 'Allah 'im canimiz Sana feda olsun!' anlamindadir.

    Namazda kiyama durmak, Allah 'in huzurunda kiyametteki muhasebeyi hatirlatir. Kul, biraz sonraki hakkiyla yerine getiremedigi kullundan ve isledgi gunahlardan dolayi, utancindan ayakta durmaya dermani kalmaz, rukuya egilir.

    Basi rukuda iken'Hakk'in suallerine cevap ver' diye ilahi ferman gelir. Kul, rukudan basini mahcup olarak kaldirir. Ayakta duramaz, yuzustu secdeye kapanir.

    Tekrar ona,'Secdeden basini kaldir! Yapmis olduklarindan haber ver' diye ferman gelir. O, yine mahcup bir halde basini kaldirsa da, tekrar yuz ustu kapanir.

    var misin boyle namaz kilmaya?

    veysel karani gibi geceleri gunduzleri namazla gecirmeye var misin?
    Oyle guzel bir namaz kilarmis ki mubarek bir geceyi sadece kiyamda, bir gece sadece rukuda, bir gece sadece secdede gecirirmis...
    Hz. Ali gibi, savasta yedigi okun acisindan cikaramiyorlar, ancak Hz. Ali namaza durunca cikariyorlar hem de kili bile kipirdamiyor, soranlara da 'biz namaz kilarken can kusumuzu saliveririz' demis, var misin boyle namaz kilmaya?,

    Hz.Rabia gibi, gozlerinde yas kalmayincaya kadar namaz da aglamaya var misin?

    ve O GuZELLER GuZELi Peygamberimiz, namazi en guzel kilan O kimse onun gibi Kilamazdi, varmisin onun ummeti olarak namaz kilmaya?



    hadi ey kalbim durma artik tovbe et ve Yaradanina en guzel hamdini sun, temizle kalbini pislikten, dunyaliktan ve kula yakisir bir seklide MEVLA'ya yaklas...


    hadi be ruhum hadi be kalbim uymayin siz o nefsime o hep konusur ve sizi kotuye goturur, siz ondan guclusunuz, siz ona hukmedersiniz hadi kirin onun gucunu

    biliyorum yapacaksin sen bunu hadi o zaman bak Bilal-i Habesi ezani okumaya basladi

    Oyle bir namaz kilacaksin ki ezani okuyan Bilal-i Habesi olacak, namaz kildigin yer Mescid-i Haram(KABE) olacak ve imamin Hz. Muhammet Mustafa olacak ve Hz. ebubekir, Hz. Omer, Hz.Osman, Hz.Ali ve sahabeyle birlikte namaza duracaksin... .



    oyle bir namaz kilacaksin ki, sirat koprusunun uzerinde olacaksin asagisi cehennem ve karsisinda YuCELER YuCEsi Allah TEALA ve meleklerle saf tutarak...


    haydi simdi namaz zamani, haydi simdi kurtulus zamani...


    önünde bunlar var....her isteğinin gercekleşecegi sonsuz yaşam yurdu cennet var.

    April 16

    KUR'AN-I KERİM'İN FAZİLETİ

    Cenab-ı Hak dünya ahiret saadetine eriştirmek için kitaplar indirmiş ve o kitaplar vasıtasıyla emir ve yasaklarını kullarına bildirmiştir. En son olarak da Kur’an-ı Azimü’ş-şanı, Peygamberimiz Hazret-i Muhammed vesıtasiyle bizlere göndermiştir.

    Kur’an-ı Kerim, Peygamber Efendize indirilen ve bize de tevatür yoluyla naklonulan Allah kitabıdır.

    Kur’an-ı Kerim; Alah Teala’nın Cebrail aleyhisselam aracılığı ile kullarına gönderdiği kitab-ı ilahidir.

    Kur’an- Kerim, dünya okyanusunda çırpınan, çaresiz beşeriyetin kurtuluşu için ilahi bir gemidir.

    Kur’an-ı Kerim; hastalıklara deva, beşeriyyete manevi bir gıdadır.

    Kur’an-ı Kerim; ins-ü cin Peygamberi Hazret-i Muhammed’e gönderilmiş son kitabtır. Kıyamete kadar hükümleri bakidir.

    Bu ilahi kitabın belağat ve fasahatiyle, ifade ve üslübundaki haşmetle hiçbir kitap kıyaslanamaz.

    Kur’an’ın diğer sözlerden üstünlüğü, Allah Teala’nın kullarından üstünlüğü kadar farklı ve büyüktür.

    Kur’an, beşeriyyetin fikir ve kalbini aydınlatan bir nurdur. O nursdan nasibini almış insan, sapkınlıktan ve ruhi buhrandan kurtulmuş olur. O, her kelimesi yerli yerinde ifade buyrulmuş bir öğüttür. Onun nasihatine kulak veren yanılmaz. O, dosdoğru bir yoldur; Onun çizdiği istikamette giden asla dalalete düşmez. Okumuş olduğum ayet-i kerimede Allahü Teala şöyle buyuruyor ki:
    "Gerçek bu Kur’an (insanları) öule bir şey’e (yola) doğrultup götürür ki, o en adil ve doğru bir (yol) dur. Güzel güzel amel (ve hareket) lerde bulunan mü’minlere kendileri için muhakkak bir ecr olduğunu da müjdeler o”.

    Kur’an –ı Kerim gönderilmezden önce, beşerin hali feci bir durumda idi. İnsanoğlu mabud-i hakikiyi bırakmış eliyle yaptığı putların önünde secde yapmaya başlamıştır.

    Kazancı çapulculuk, insancı putçuluktu. İbadet putlara yapılır, kurbanlar putlar adına kesilir, dilekler onlardan istenirdi.

    Hayadan nasibi olmayan o günün insanı, gözüne kestirdiği kimselerin hayatına kıymakta idi. Kendi öz kızını, diri diri toprağa gömecek kadar merhametsizlikte ileri gitmişti.

    Ne namazdan haberi vardı nede oruç tutardı. Kabe-i Muazzamayı çırılçıplak tavaf ederlerdi. Duası Kabe’nin karşısında ıslık çalmak ve çırpmaktı. Taşları ve ağaçları mabud kabul eden insanların ibadetleride bu hale gelecekti ve geldi.

    Kur’an-ı Kerim, ayet ayet inmeye, onun daveti beşerin kulağına gitmeye başlayınca insanoğlu uyandı, nefse esaret zincirlerini kırdı cve putları terkederek Allah’ın birliğine inandı. Kur’an’a sarılıp onun feyziyle boyanan kavimleri, Cenab-ı Hak, yülkseltti ve halkın başına geçirdi; inanmayawn kavimleride aşçaltıp perişan hale getirdi.


    Bu kadar büyük bir saadeti getiren Kur’an’ın, bizim üzerimizde bir takım hakları vardır: Hükümleriyle amel etmek, onu müdafaa etmek, haram kıldığı şeylerden sakınmak gibi...

    Bu hususlara dikkat gösterdiğimiz zaman Kur’an-ı Kerim, kıyamet günü bize şefaatçi olacaktır. Peygamber Efendimiz şöyle buyurmaktadır:

    “Kur’an, şefaati kabul olunan bir şefaatçi, şikayeti tutulan nir davacıdır. Kim onun önüne (rehber olarak) korsa Kur’an onu cennete çeker (götürür). Kim onu arkaya bırakırsa Kur’an onu cehenneme sevkeder”.

    Kur’an-ı Kerim bir hidayet meş’alesidir. Onun gösterdiği yolu takip edene, onu elden ve dilden uzak tutmayana şefaat eder. Bunun içindir ki Peygamber Efendimiz: “Kur’an-ı okuyunuz. Çünkü o, kıyamet günü, ona sahip olanlara şefaatçi olarak gelecektir” buyurmuştur.

    Kur’an okumayı bilmeyen kimse; içinde ışık yanmayan, bir ses işitilmeyen, sıvaları dökük, çatısı çökük ve harap olmuş ev gibidir.

    İnsan, dünya menfaatleriyle ilgili olarak pek çok şeyler öğrenir. Kur’an okumayı öğrenmek, bizim Müslüman olmamızla ilgilidir. Onu okuyamaz isek namazımızı nasıl kılacağız? Bu sebepledir ki, Resulullah Efendimiz, “Sizin hayırlınız, Kur’an-ı öğrenen ve öğretendir” buyurmuştur.
    Kur’an-ı Kerim, evvelkilerin ve sonrakilerin ilimlerini içinde toplayan bir kitaptır. Geçmiş milletlerin terakkilerine amil olan veya batışına hazırlayan sebebler onun içinde açıklanmaktadır. Bunları nazarı dikkate alan bir millet batmaya mı, yoksa yükselmeye mi namzet olduğunu anlar.
    Resulullah Efendimiz buyurdu ki:
    “Allah Teala’nın kitabıdır. Onda sizden evvelkilerin ve sizden sonrakilerin haberi ve aranızdaki (hadise) lerin hükmü vardır. O şaka değil, (hakla batılı) ayırmak (ta olan bir kitap) tır. Onu tecebbüren terk edenin Allah belini kırar. Doğru yolu ondan başkasından arayanı Allah dalalete düşürür. O, Allah’ın habl-i metini, nur-i mübini, zikr-i hakimi ve sırat-ı müstekimidir. Sevgiler onun ile birlikte bulunursa sapıtmaz, reyler onunla beraber olursa parçalanmaz. Alimler ona doymaz, müttekiler ondan usanmaz. Onun ilmini bilen ileri geçer (önder olur), onunla amel eden.
    April 14

    ATATÜRKÇÜ YAHUDİLER.....

     ATATÜRKÇÜYÜM DİYENLERE İLTHAF OLUNUR.....!

    'Gazetemiz yazarlarından Yakup Almelek'in sözlerini yazdığı, oğlu Alper Almelek'in bestesini yaptığı marş, Atatürkçü Düşünce Derneği'nin (ADD) resmi marşı olarak kabul edildi. (24 Ekim 2001 - ŞALOM)'

    Bir süre önce, komonistlerin (sosyalistlerin) faaliyetlerine dair aldikları kararları madde madde sıralamıştık. İçlerinden biri şöyle idi: '-Hangi ülkede faaliyet gösteriyor iseniz, o ülkenin ölmüş devlet adamlarını sahiplenecek, yapacağınız propaganda ile onu ve dediklerini çizgimize çekeceksiniz. Aradan yıllar geçtikten sonra herkes onu 'devrimci (solcu)' bilecek.'

    Tokat Milletvekili Ahmet Gürkan, Büyük Millet Meclisi'nde yaptığı konuşmada '-Sosyalizmanın anası masonluktur!' diyor. Öyle oldugunu da madde madde elindeki delillerle ispat ediyor. Siz yaşadığınız süre içinde; okulda, işte, işyerinde, çarşıda, pazarda her yerde karşılaştığınız insanlardan, tanıdıklarınız veya değil hangisinden duydunuz birinin çıkıp da '-MASONUM' dedigini?

    Duymadınız, duyamazsınız... Ama onlar '-solcuyum, sosyalistim, devrimciyim, ateistim, komunistim' derler. Kılıktan kılığa girerler.

    İlginizi çekeceğini umduğumuz ibret dolu bir yazı, Eski Van milletvekili ve vatanın sevilen asil evladı muhterem İbrahim Arvas'in kaleminden:

    'Hatıratım sona yaklaşırken memleketimizde locaları bulunan Masonlardan biraz bahs etmek isterim. Masonların İstanbul, İzmir, Adana ve Ankara'da bir çok locaları vardır.

    Mustafa Kemal Paşa'nın sevmediği iki zümre vardı. Birincisi DÖNMELER , ikincisi de MASONLAR'dı.

    Bir gün eski adliye vekili Mahmut Esat Bozkurd'u çağırdı. Kendisine Masonların taksimat, teşkilat ve ahvalini bildirir bir kitab verdi.

    '-Bunu güzelce mütalaa et, bir takrirle Halk Partisi Gurup Başkanlığına ver, gurupta bunlara şiddetli bir hücum yap ve gurupça kapanmasına delalet et. Seninde bu işde büyük şeref payın olacaktır.' dedi.

    Gurup günü Mahmut Esat Bozkurt riyaset makamına bir takrir verdi ve takririn okunmasını reisten rica etti. Katip takriri okudu. Gurup dinledi. Hülasası şöyle idi:

    'Bizim Eba ancet gelen atalarımızın mensubu bulunduğu tarikatları kapattık, Masonluk ta kökü dışarda bir Yahudi tarikatından başka bir şey değildir. Memleketimizde bunun ne işi vardır? Bunu da gurup kararıyla kapatalım.'

    Ve söz istedi, kürsüye gelerek takririni gayet veciz olarak izah etti.

    Meclisteki Masonları bir telaşdır aldı. Hele sözcüleri Şükrü Kaya'yı görse idiniz, başından süt dökülmüs kediye benziyordu.

    Meşhur hatib Mahmut Esat Beye söz yetişebilir mi idi. Şükrü Kaya Masonluğun bir hayir (!) müessesesi olduğunu kürsüden söylediği zaman gurubun hemen bütün azası yüzüne haykırdılar.

    Hayır eserleri dediğiniz nedir, birisini gösterebilir misiniz? Yalan söylüyorsun, in aşağı! dediler. Mahmut Esat ise MASONLUĞUN kökü dışarda, gizli, memleket ve millet için muzur bir tarikat olduğunu ve her yerde umumi reislerinin yani meşrik-i azamlarının YAHUDİ olduğunu bir çok vesikalarla ispat etti.

    Şükrü Kaya, Kazım Özalp, Mazhar Germen son çareyi Katib-i umumi Recep Peker'e iltica etmekte buldular. Ve salonda oturan Recep Peker'in etrafını alarak yalvarmağa başladılar. Guruptaki hava çok elektrikli idi. Heyecan son haddini bulmuş, her taraftan

    '-KAPATALIM!' sesleri yükseliyordu. O esnada Recep Peker söz istedi ve kürsüye gelerek:

    '-Arkadaşlar, çok mühim bir işin üstündeyiz, müsaade buyurun, bu işi bir defa da devlet reisine götürelim, onun da reyini alalım, gelecek hafta bugün tekrar huzurunuza getireceğim, dedi.

    Bu söz gurubun tasvibine mazhar oldu ve mesele gelecek haftaya kaldı. Bir hafta sonra olsun, biz herhalde bütün locaları kapatırız dediler. Ertesi hafta Recep Peker geldi ve kürsüye çıkarak şu müjdeyi verdi:

    -Arkadaşlar; bugünden itibaren Türkiye'de Masonluk kalmamıştır ve bütün localar kapanmıştır.

    Salonda bir kıyamettir koptu, alkışlar, bağırmalar ve KAHROLSUN YAHUDI USAKLARI! sesleri tavanları çınlatıyordu.

    Şükrü Kaya ile arkadaşları ortadan sırra kadem basmışlardı. Gurup dağıldıktan sonra doktor Mim Kemal'i öne katarak meclisteki Masonlar toplu olarak Reisicumhura gitmişlerdi. Mim Kemal, Reisicumhura hitaben:

    -Efendim biz zaten maiyet-i devletinizdeyiz, fakat siz meşrik-i azamımız olursanız biz pervane gibi etrafınızda dönüp dolaşırız, demiş. Reisicumhur,

    -Peki bir şey soracağım, bana cevap veriniz de sonra... Siz Avrupada hangi locaya bağlısınız ve metbuunuzun ismi nedir?

    -Biz Cenova'ya tabiiz ve reisimiz de BARCA MISON Cenaplarıdır, demişler. Bunun üzerine küplere binen MUSTAFA KEMAL PAŞA onlara hitaben:

    -HAYDİ DEFOLUN BURADAN, CEHENNEM OLUN GİDİN, YAHUDI UŞAKLARI! Benim milletim bana kahraman sıfatını verdi, ben sizin gibi, bir çıfıt yahudiye uşak mı olacağım? Bu gece sabaha kadar Türkiye'deki bütün localarınızı kapatmadığınız takdirde yarın teşkil edeceğim divan-ı harbi örfi'ye hepinizi verir ve astırırım! Haydi defolun karşımdan!

    diyerek onları kovmuş, onlar da yıldırım telgraf ve telefonlarla vaziyeti İstanbul, İzmir ve Adana'ya bildirdiler ve sabah olmadan hepsinin kapanma kararlarını getirip henüz sofrasından kalkamayan reisicumhura verdiler ve derin bir nefes aldılar.

    Reisicumhur Mustafa Kemal Paşa bu suretle bütün MASON localarını kapattı.

    İsmet Paşa'nın reisicumhurluğu sırasında kanun-u mahsusla localar kapanmadı diye Masonların müracaatı üzerine tekrar localar açılıp faaliyete başladılar.

    Ve 1952 de ise Atatürkçü geçinen ve onunla iftihar eden CELAL BAYAR da, Ahmet Gürkan'ın teklif ettiği ve Masonların loacalarını kapatmak istediği kanun teklifini red ederek bu suretle localarını kanunla pekiştirdi.

    Tabii bu ameliyeyi Meclis yaptı, fakat bu müzakerelerin devam ettiği üç celse zarfında Celal Bayar reisicumhur locasına gelerek (1) kanunun müzakerelerini sonuna kadar takip etmiştir.


    (1) Bu tarihi müzakereleri ben de basın locasından takip ediyordum. Yanımda Burla'nın Ankara Müdürü Alaeddin Mizanoğlu vardı. Milyonluk müessesini kapatıp gelmiş, heyecan içinde müzakereleri takip ediyordu. Celal Bayar da olanca heyecanıyle hatipleri dinliyor fakat gözlerini benden ayıramıyordu. Haklı idi, onu bir hiçlikten o mevkiiye dünya masonluğu getirmişti.

    Cevat Rifat Atilhan

    April 13

    BİRAZ DÜŞÜNSEK Mİ ACABA ?

    SÖZLER
    1)Hep yarın derdi yarını düşünürdü yarınlar onun umuduydu
    fakat o yarını göremedi çünkü o bu gün öldü.
    2)Sabır, müsibet içinde acıyı yudum yudum içmektir.
    3)Zor iş, zamanında yapılması gerekipte yapılmayan kolay işlerin
    birikmesiyle olur.
    4)Fakir insan malı az olan değil arzusu çok olandır.
    5)Gençler ihtiyarların ahmak olduğunu düşünürler, ama ihtiyarlar gençlerin ahmak
    olduğunu bilirler.
    6)Bir kötülüğü düşünen onu işleyenden daha kötüdür.
    7)Ne kır ne kırıl kalbin olsun pırıl pırıl.
    8)Gül gibi güzel ol, ama diken gibi acı olma.
    9)Sen islamı öyle yaşa! öyle yaşa ki! akıllar dursun Sen ona buna değil Allah'a
    kulsun.Sen! zulmetler içinde parlayan nursun.Senin gibi mücahitlere yolun
    açık olsun.
    10)Benim derdim güldendir, güle sordum bülbüldendir,ne gülden ne bülbülden,
    benim derdim gönüldendir.
    11)Gönül ne kahve ister ne kahvehane, gönül sohbet ister kahve bahane.
    12)Medeni olmak açmak ise bedeni, desenize hayvanlar bizden daha medeni
    13)Dünya bir gardiyan.Ben ise mahkum.Düşünmü, konusmu,unutmu,susmu.
    Buradan insanmı çıkar, yoksa tabutmu?
    14)Sen boşuna gelmedin, bu dünya denen hana,hazırlan o kopyesiz talihsiz imtihana.ç
    15)Besler büyütür bilki bu toprak seni önce,
    Bir gün toprağı sen beslersin ölünce
    16)Henüz daha çok erken derken, elveda bile diyemezsin giderken.
    17)Çıplak ayak ile dikenli dağ aşılmaz, batı kavramıyla islam anlaşılmaz
    18)Yinemi kaldırdınız kuranı yüksek rafa azrail gelmedimi sizden tarafa?
    19)Güldüğüme bakıpta sanmayın beni bahtiyar,attığım her kahkahada binlerce hıçkırık yatar.
    20)Ağlamak için gözümden kanlı yaşmı akmalı? Yüzüm gülerken kalbim ağlamazmı.....?
    21)Aç kalmaktan korkuyorsun!
    İşsizlikten korkuyorsun!
    Ayıplanıpta horlanmaktan korkuyorsun!
    Amirinden korkuyorsun!
    Hastalıktan korkuyorsun!Kardeşim sen ne kadar cesursun böyle NİYE CEHENNEMDEN KORKMUYORSUN..........?

    April 10

    BU FİLMİ BİZLER İZLEMİŞTİK

     
     
    1968 YILLARINDA BAŞLAYAN BU FİLMİ İZLEDİK.EVET İZLEDİK.O FİLMİ İZLEYENLER ŞU ANDA 50 VE YUKARI YAŞ GRUBUNDA YER ALIYORLAR.1968 YILINDA ANKARA;ODTÜ,HACETTEPE VE İSTANBULDA,İTÜ DE BAŞLAYAN VE 1980 YILINA KADAR DEVAM EDEN BİR FİLM.
     
    BİR ÇOK GENCECİK FİDANLARIN ZEHİR DÜŞÜNCELERDEN ÇABUK ETKİLENİP KURUDUĞU BİR DÖNEMDİ.BAZI DIŞ GÜÇLERE HİZMETİ MARİFET SAYAN,KENDİNİ ADAM YERİNE KOYAN AMA ADAM OLAMAMIŞ KİŞİLERİN BAŞLATTIĞI BİR FİLM.ŞİMDİ TEKRAR BAŞLATILIYOR.
     
    REKTÖRLER KURULU BAŞKANI OLAN BİR ŞAHSIN OKULUNDA START ALDI.ANTALYA ÜNİVERSİTESİNDE.BU BİR TESADÜF DEĞİL.BAĞLI BULUNDUĞU KURUMUN AMİRİNE KARŞI BAYRAK AÇIYOR.OLAY TAM UNUTULMUŞKEN,BAKIYORSUNUZ KENDİ ÜNİVERSİTESİNDE OLAYLARA START VERİLİYOR.BENCE BU BİR TESADÜF DEĞİL VE OLAMAZ BU KADARI.
     
    ATATÜRK İLKE VE İNKİLAPLARINI SAVUNDUĞUNU SÖYLEYEN BAZI HADDİNİ BİLMEZLER;ATATÜRK'Ü TOPLUMUN BİR KESİMİNE DÜŞMAN EDİYORLAR.ASLINDA EN BÜYÜK DÜŞMAN KENDİLERİ.ONLAR SADECE ATATÜRK VE DEVRİMLERİNİN ADINI KULLANIP, HEM RANT,MEVKİ HEMDE YIKICILIK YAPIYORLAR.ARTIK ONLARIN PEŞİNDEN GİTMEYİ MEDENİYET SAYANLARIN ÖNLERİNE BAKMASI GEREKMEZ Mİ? TAPILIRCASINA GIPTE ETTİKLERİ ; ESKİ İTÜ REKTÖRÜ KEMAL ALEMDAROĞLU'NUN ADI NERELERDE ZİKREDİLDİ.BİR TERÖR ÖRGÜTÜ İLE.DOĞU PERİNÇEK VE PARTİSİNİN ÜST DÜZEY YETKİLİLERİ NELER YAPIYOR BAKIN VATAN İÇİN?????!
     
    AKŞAM BÜTÜN TV.HABERLERİNDE SEYRETTİM.O GENCECİK EVLETLARI.KALDIKLARI YURTLARINI KAÇAR GİBİ TERK EDİYORLARDI.YAZIK DEĞİL Mİ BU VATANIN GENÇLERİNE.DÜŞÜNELİM ARTIK.AKLIMIZI DEVŞİRMELİYİZ.
     
    GÖSTERİLERDE ( ÖKÜZÜN BİRİ ) SİLAH ATIYOR.KAMERALAR AÇIK BİR ŞEKİLDE GÖSTERİYOR.GÜVENLİK GÜÇLERİ BULAMIYORSA,NEDEN BU KADAR MODERN TEKNOLOJİK YENİLENME PEŞİNDE.BU ŞAHIS YAKALANMIŞSA NEDEN DE ŞİFRE EDİLMİYOR VATANDAŞA.BU ŞAHSIN ÖĞRENCİ OLMADIĞI KESİN.EĞER ÇİFT DİKİŞ İSE,O SİLAHI NASIL SOKABİLİYOR OKULA.POLİS VE ÖZEL GÜVENLİĞE RAĞMEN GİRMİŞSE O SİLAH;DÜŞÜNMEK GEREKİR.HEM DE ACI OLARAK.O SİLAH TALEBE TARAFINDAN DEĞİL,BAŞKALARI ! TARAFINDAN SOKULMUŞTUR MUTLAKA.ÖĞRETİM GÖREVLİLERİNİ KASTEDİYORUM EVET.REKTÖRÜ KASTEDİYORUM EVET.HARAM OLSUN BU MİLLETİN VERGİLERİ İLE ALDIKLARI MAAŞLARI KENDİLERİNE.
     
    BİR DAHA DÜŞÜNELİM.BU FİLMİ BAŞLAMADAN BİTİRELİM.
     
    BU VATAN ZARAR GÖRMEDEN,GENCECİK FİDANLAR BAHARSIZ SOLMADAN, SOKAKLAR KAN OLMADAN,GELECEĞE; AHMET'İN,MUSTAFA'NIN,MEHMET'İN KATLEDİLİŞİNİN,ÖLÜMÜNÜN YIL DÖNÜMLERİNİ BIRAKMADAN BİTİRELİM.O GENÇLERİ YÖNLENDİRENLER BAŞKA MEVKİLERE ZEMİN HAZIRLIĞINDA OLANLARDIR.HEPİMİZ ÇOCUKLARIMIZI UYARALIM.GEÇ KALMAYALIM.ÇOCUKLARIMIZI ZEHİRLETMEYELİM ÇAKAL SÜRÜSÜNE.
     
    April 08

    SIRTINA DAĞA DAYAMA,OLAKİ DEPREMLE OVA OLUR

    Bu gün bir şeylere ihtiyaç duydum.Yaklaşık 7 yıldır yalnız yaşıyorum.İhtiyaç duyduğum şeyi kendim yapabilirdim.Ama bir kimselere ihtiyaç duydum.
     
    Hani,ölümü tamamen hissederiz de;son nefesten önce Kelime-i Şahadet'i söyleyebilmeyi düşünürüz.Dualarımızda hep onu zikrederiz.İşte bu gün öyle bir şeye ihtiyaç duydum.Bu sıkıntımda dostlarımı,evlatlarımı,sevenlerimi yanımda hissetmek istedim.Olmadı.olmadı işte.
     
    Aynaya bakarız.Kendimize bakarız.Güzelliğimize,yakışıklılığımıza bakar da tatlı bir tebessüm atarız aynaya.Sokakta gezerken oradaki görüntümüze güvenerek dolaşırız.Güzelliğimize ve yakışıklılığımıza güvenerek dolaşırız.Bu bize verilmiş en doğal hak.Bu hakkı hiç bir yasa,hiç bir şekilde elimizden alamaz.Kibir olmadan duyulan bu hak çok güzel.
     
    Bizlere akılla beraber fikir verilmiş ki diğer mahlukattan ayrılmışız insan oğlu olarak.Bakın,klavyelerimizle evimizde yazıyoruz ve bir tuş ile yazdıklarımızı yüzmilyonlara bir kaç saniye içinde ulaştırıyoruz.
     
    Yalnızlığıma karşılık bir kapıya gittim bu gün.Yapacağımda o kapıdaki canı yanımda hissetmek için.Canım dediğim,ciğerim,biricik'im dediğim bu gün benim teklifimi reddetti.Haa ! Yarım asırlık ömrümde hiç sevgilim olmadı ve de düşünmedim.O konu da sokakta veya girdiğim toplumlarda da öyle bir şeyi düşünüp kimseye rahatsızlık vermedim.
     
    Kapısına gittiğim can öyle bir can ki:ATSAN ATILMAZ,SATSAN SATILMAZ cinsinden.Artık benim için O varmı,olacakmı diye düşünüyorum.Yapmak istediğim işte amacım onu çalıştırmak değil,sevgisini ve sulietini yanımda hissetmek istedim.Ama olmadı.Hayat o kadar acı ki;YA DOSTUM DEDİĞİNİZ,YA DA EVLADIM DEDİĞİNİZ VURUVERİYOR YÜREĞİNİZDEN.
     
    Yarım asırlık ömrümde hayatı çok ama çok iyi tanımama rağmen,yüreğim öyle bir cenderede sıkıldı ki;gerçekten şu an sızısını hissediyorum.Allaha emanet olun.

    BU GÜN AĞLIYORUM

    Bu gün ufka baktım derin derin
    Karanlıktı bu gün ufuk
    Kendi ufkuma baktım
    Neler mi gördüm;o da bomboştu
    Başımı çevirip geriye baktım
    Kimsecikler yok
    Beynim baktı gerisine
    Hüzün,acı,çile gördü
    Emir verdi gözlerime;
    Boşal,öyle boşal ki
    Kan da olsa boşal gitsin
    Tutma o yaşları pınarında
    Yüreği daha fazla titretme
    Kanlı boşal ki ben bakmayayım
    Bir daha geriye,karanlığa
    Kapattım gözlerimi;
    Bir beynimi dinledim
    Birde dinledim yüreğimi
    sevgiye aç yüreğimi
    Yüreğim ağlıyordu için için
    Unutulmuşluğuna,kırılmışlığına
    Onu sadece ben hissediyorum
    Çünkü sızlıyor yüreğim
    O yürek öyle çırpındı ki;
    Dosta,sevgiye,sevgiliye
    Can yook,canan yook
    Yapayalnız,göğüs kafesim sıkıyor
    Oradan kanımın çekildiğini
    Bütün sevgileri alıp götürdüğünü,
    Hissettim acı ile
    Korkuyorum artık yaşamaktan
    Koca çınarda kuru yaprak misali
    Bir esinti olacakta uçuracak diye
    Meçhule gitmekten
    Meçhulde kaybolmaktan
    Ölmekten değil ! meçhulden korkuyorum
    Şahadetim,duam tevbem dilimde
    Kaybolmaktan korkuyorum.
    Karamsar düşünüyorum bu gün
    Oysa her şeye rağmen yaşam doluyum
    Yüreğime,ruhuma sığmıyor sevgim
    Ama canlarım kırdı bu  gün
    Kalbimi parçaladılar canlarım
    Canım dediklerim,varlığım dediklerim
    Parçaladı bu gün kalbimi
    AĞLIYORUM.
     
    (BU BİR ABLA'YA DEĞİL)
     
     
    April 03

    BAŞIMIZ SAĞOLSUN


    HEPİMİZİN ALANLARIMIZA BOY BOY RESMİNİ KOYDUĞUMUZ İSTİKLAL SAVAŞININ SON GAZİSİ YAKUP DEDE VEFAT ETMİŞTİR.HEPİMİZ MİNNETTARIZ.ALLAH RAHMET  VE MEKANINI CENNET EYLESİN.AMİN.

     

    Son Gazi 110 Yaşında Vefat Etti

    Haber:  Son Gazi 110 Yaşında Vefat Etti

    İstiklal Savaşı'nın Hayatta Kalan Son Gazisi Eskişehirli Yakup Satar, Vefat Etti. Satar, Osmanlı Devleti'nin 1. Dünya Savaşı'na Katılmasıyla Basra Cephesi'nde Savaşmıştı.

    İstiklal Savaşı'nın hayatta kalan son gazisi Eskişehirli Yakup Satar, vefat etti.

    110 yaşındaki Satar'ın Eskişehir merkezde Hayriye Mahallesi'ndeki evinde vefat ettiği bildirildi. Gazi dedenin durumunun ağırlaştığı haberi üzerine Hayriye mahellesindeki evine Hava Hastanesi'nde görevli doktorlar ile ambulans geldi. Yapılan muayenesinde Gazi Satar'ın hayata veda ettiği belirlendi.
    Gazi Satar'ın torunu İnsan Kalaş, dedesinin saat 22:30 sularında hayata gözlerini yumduğunu söyledi. Satar'ın, yaşı gereği bir süredir rahatsızlık yaşadığını anlatan torunu Kalaş, 'Türkiye'nin, hepimizin başı sağolsun. Gazi dedemizi kaybettik. Üzüntülüyüz. Bir süredir, yaşı gereği sık sık rahatsızlık yaşıyordu. Akşam saatlerinde yine rahatsızlandı. Huzur içinde kendi evinde ruhunu teslim etti. Dedemle sık sık görüşüyorduk. Bizlere ve ziyaretine gelenlere, 'birlik olun vatanın kıymetini bilin. Vatanı sahip çıkın. Bu vatan kolay elde edilmedi. Birbirinizle kavga etmeyin' diye nasihatlarda bulundu.' dedi.
    Satar'ın kızı Zekiye Tali ise babasını kaybetmenin üzüntüsü içerisinde olduklarını kaydetti.
    Eskişehir Valisi Kadir Çalışıcı ise, 'Türk milleti büyük bir yiğidini yitirdi. Hepimizin başı sağolsun' dedi.
    Gazi Satar için yarın öğle namazına mütakip, reşadiye cami'nde askeri tören düzenlenecek.
    Gazi Yakup Satar Kimdir ?

    Eskişehir'in Hacı Seyit Mahallesi'nde kızları Zekiye Satar ve Meliha Işıkada'nın yanında yaşamını sürdüren İstiklal Savaşı'nın yaşayan son iki kahramanından biri Yakup Satar, 1895 yılında Kırım'da doğdu. Daha sonra ailesiyle birlikte Eskişehir'e göç eden Satar, Osmanlı Devleti'nin 1. Dünya Savaşı'na katılmasıyla Basra Cephesi'nde savaştı. İstiklal Savaşı'nın son gazilerinden Ömer Küyük'ün vefat etmesinin ardından, ''En yaşlı gazi'' unvanına sahip olan Yakup Satar'ın, 6 çocuğu, 50'ye yakın torunu var

     Son Gazi 110 Yaşında Vefat Etti

     
     
    April 01

    EY ARKADAŞ HÂLÂ 1 NİSAN DİYORSUN !

    15. yüzyılın sonlarında, Haçlı ordusu Endülüs Müslümanlarının son kalesini kuşatır. Uzun süren bir kuşatma olmasına rağmen, kış aylarının da etkisiyle, kale korunabilmektedir. Durumun zorluğunu anlayan Haçlı ordusunun komutanı değişik taktikler düşünmektedir.En sonunda 31 Mart gecesi Kalenin önüne giderek bir elinde Kur'an bir elinde İncil 'Şu iki kitap üzerine yemin ederim ki, teslim olursanız bu akşam size bir şey yapmayacağım' der. Gerekli görüşmelerden sonra canlarının kurtarılması karşılığında Müslümanlar kaleyi teslim ederler.Ertesi sabah, yani 1 Nisan sabahı, Haçlı ordusu komutanı bütün Müslümanların öldürülmesi için emir verir. Bunun üzerine Müslümanlar 'Yemin etmiştiniz, bize söz vermiştiniz' dediklerinde Haçlı ordusu komutanı 'Benim sözüm size dün akşam içindi, bugün için size bir sözüm yoktur' diye cevap verir ve bütün Müslümanlar orada Şehit edilir.İşte o gün bugündür 1 Nisan hristiyanlar arasında 'Hile Günü' olarak kutlanmaktadır. Maalesef hıristiyanları taklit etmeyi modernleşme sanan gafil müslümanlar arasında da yaygınlaşmış, yüzlerce, binlerce müslümanın katliam günü olan 1 Nisan'lar, bir şaka günü olarak kutlanmaktadır. BİRAZ DÜŞÜNELİM Mİ ?
    Saygı ve selamlar...