yahya's profile TÜRKİYEM BENİM ...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    May 31

    IN THE NAME OF ALLAH,THE BENEFICENT,THE MERCIFUL

    flower flowersflower flowers 

    In the name of Allah, the Beneficent, the Merciful

        The only religion with Allah is Islam (submission). Those to whom the Book was given disagreed among themselves only after knowledge had been given to them being insolent among themselves. He who disbelieves the verses of Allah indeed Allah is Swift in reckoning.

    Verse of the Qur'ân Surah: 3/19

     

    flower flowersflower flowers

    In the name of Allah, the Beneficent, the Merciful

     Do they seek for other than the Religion of Allah? - while all creatures in the heavens and on earth have, willing or unwilling, bowed to His Will (accepted Islam), and to Him shall they all be brought back.

     Say: "We believe in Allah, and in what has been revealed to us and what was revealed to Abraham, Ishmael, Isaac, Jacob, and the Tribes, and in (the Books) given to Moses, Jesus, and the Prophets, from their Lord: We make no distinction between one and another among them, and to Allah do we bow our will (in Islam)."

     If anyone desires a religion other than Islam (submission to Allah), never will it be accepted of him; and in the Hereafter He will be in the ranks of those who have lost

    Verses of the Qur'ân Surah: 3/83-85

    flower flowersflower flowers

    In the name of Allah, the Beneficent, the Merciful

     They say: "Become Jews or Christians if ye would be guided (to salvation)." Say thou: "Nay! (I would rather) the Religion of Abraham the True, and he joined not gods with Allah."

     Say ye: "We believe in Allah, and the revelation given to us, and to Abraham, Ishmael, Isaac, Jacob, and the Tribes, and that given to Moses and Jesus, and that given to (all) prophets from their Lord: We make no difference between one and another of them: And we submit to Allah (in Islam)."

     So if they believe as ye believe, they are indeed on the right path; but if they turn back, it is they who are in schism; but Allah will suffice thee as against them, and He is the All- Hearing, the All-Knowing.

    Verses of the Qur'ân Surah: 2/135-137

     

    flower flowersflower flowers 

    In the name of Allah, the Beneficent, the Merciful

     It is He Who has sent His Messenger with Guidance and the Religion of Truth, that He make it prevail over all religion, even though the Pagans may detest (it).

    Verses of the Qur'ân Surah: 61/9

    flower flowersflower flowers

    May 30

    PEYGAMBER EFENDİMİZDEN

    70 000 MELEĞİN SİZE DUA ETMESİNİ İSTERMİSİNİZ

    Resulullah(sav) şöyle buyurdu:

    Her kim sabahladığında üç kere: "Eûzu billahis semiyyil aliymi mineşşeytanirracim (Kovulmuş şeytanın şerrinden hakkıyla işiten ve her şeyi bilen Allaha sığınırım).; Dedikten sonra Haşr suresinin sonundan üç ayet okursa, Allahü Teâlâ o kişiye akşama kadar duâ etmek üzere yetmiş bin melek görevlendirir. O gün ölürse, şehit olarak ölür. Akşamladığında bunları okuyana da aynı derece vardır.

    Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5/26.

    Haşr suresinin son üç ayeti:

    HuvAllahulleziy la ilahe illa huve 'alimulğaybi veşşehadeti huverrahmanurrahıymu.
    HuvAllahulleziy la ilahe illa huve elmelikulkuddususselamul mu'minul muheyminul 'aziyzul cebbarul mutekebbiru subhanAllahi 'amma yuşrikune.
    HuvAllahul halikul - bariy-ulmusavviru lehul'esma ulhusna yusebbihu lehu ma fiyssemavati vel'ardı. Ve huvel'aziyzulhakiymu.

    Meali:

    O, kendisinden başka hiçbir ilah olmayan Allah'tır. Gaybı da, görünen âlemi de bilendir. O, Rahmân'dır, Rahîm'dir.

    O, kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayan Allah'tır. O, mülkün gerçek sahibi, kutsal (her türlü eksiklikten uzak), barış ve esenliğin kaynağıi, güvenlik veren, gözetip koruyan, mutlak güç sahibi, düzeltip ıslah eden ve dilediğini yaptıran ve büyüklükte eşsiz olan Allah'tır. Allah, onların ortak koştuklarından uzaktır.

    O, yaratan, yoktan var eden, şekil veren Allah'tır. Güzel isimler O'nundur. Göklerdeki ve yerdeki her şey O'nu tesbih eder. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir

     

     
     
    May 29

    SABIR VE ŞÜKÜR



    Medine’nin kadınları hem güleryüzlü, hem de güzeldirler.
    Ancak Hifa Hatunbaşka güzeldir ve bambaşka gülümser.
    Öylesine sıcakkanlı ve öylesine samimidir ki kadınlar onu canları gibi severler.
    Oğlu, abisi, erkek kardeşi olanlar akraba olmaya kalkar, hatta bazıları beylerine ister.
    Onu ciddi ciddi sıkıştırır, araya hatırlıları koyup, izdivaç teklif ederler.
    Hifa Hatun’un methi hızla yayılır ve çoook uzaklara gider.
    Bırakın hekimleri, tüccarları; vezirler, sultanlar sıraya girer.
    Ancak o Necaşi gibi bir İmparatoru bile reddeder sadece ve sadece Allah’ın rızasını diler.
    Ama taliplerin ardı arkası kesilmez.
    Kimi ayaklarına halılar serer… Kimi eşiğine cevahirler döker…
    Yüz kızıl tüylü deveyi getirip kapısına bağlayanları mı sorarsınız,
    yoksa saray anahtarlarını önüne atanları mı?
    Hifa Hatun bütün bunlara dönüp bakmaz bile,
    Efendimizin huzuruna çıkıp “Ey Allah’ın Resûlü” der,
    “bana cennete götürecek bir şeyler öğretsene.”
    Doğrusu o,
    Peygamber Efendimiz’in(sallallahu aleyhi ve sellem)
    ‘gündüzleri oruç tut’ ya da ‘geceleri namaz kıl’ gibi bir tavsiyede bulunacağını sanır ama
    Server-i K âinat
    “Önce evlenmen lâzım” buyururlar “zira bununla dininin yarısını emniyete alırsın!”
    Hifa, büyük bir teslimiyetle boynunu büker ve “siz kimi münasip görürseniz ben ona razıyım” der.
    Mâlum, o sıradan bir hanım değildir ve onu nikahına alacak erkeğin de”özel” olması gerekir.
    Lâkin Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ne kimseye ümid verir, ne de kimsenin ümidini kırar.
    Herzamanki gibi basit ve pratik bir çare bulur “yarın sabah mescide ilk gelenle evlen” buyururlar.
    Bu teklifi herkesin hoşuna gider, talipler erken kalkmak için tedbirler düşünür, kendilerince hazırlık yaparlar.
    Bu haberi elbette Hazret-i Suheyb de duyar ama dikkate almaz.
    Zira o fakir ve kimsesiz biridir.
    Evi yurdu yoktur ve karnını zor doyurur.
    Kah ağaç altlarına uzanır, kâh mescid gölgelerine kıvrılır.
    Uzun boyuna rağmen o kadar zayıftır ki, rüzgar sert esse ayaklarını yerden kaldırır.
    Ama bakın şu işe ki o gece Allah ü teâlâ bütün sahabelere derin bir uyku verir,
    Hifa Hatun’un talipleri gözlerine çöken ağırlığa yenilirler.
    Resulullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) her zamanki gibi
    imsak sökerken mescide gelir ve büyük bir merakla talihli sahabeyi bekler.
    Nitekim mescidin eşiğinde bir gölge uzar ve Süheyb içeri girer.
    Resulullah Efendimiz namazdan sonra Hifa Hatunu çağırtıp neticeyi bildirir.
    Hazret-i Hifa büyük bir teslimiyetle kabul eder.
    Efendimiz güzel bir hutbe okur ve nikah akidlerini yaparlar.
    Sonra şanslı sahabeye döner”Ey Süheyb” buyururlar, ”
    şimdi hanımına bir hediye al ve tut elinden evine götür.”
    Suheyb Radıyallahu anh ellerini çaresizlikle iki yana açar.
    ”İyi ama” diye mırıldanır, “benim ne bir dirhem gümüşüm, ne de sığınacak evim var.”
    Hifa Hatun kocasının boynunu büktürmez,
    ona içinde on bin dirhem gümüş olan süslü bir heybe gönderir ve

    filanca yerdeki köşkümüsana hediye ettim” der.
    Alemlerin Efendisi çok hislenir onlara hayır dualar ederler.
    Süheyb, o gün Medine sokaklarında dolanır durur, akşama doğru utana sıkıla konağa sokulur.
    Kendisi için hazırlanan muhteşem sofradan ya bir, ya iki hurma alır ve
    “Ya Hifa” der, “biliyorum sen benim için bulunmaz bir nimetsin, ben ise senin için sadece mihnetim.
    Ben şükretsem gerek, sen sabretsen gerek.
    İster misin şu geceyi taat ve ibadetle geçirelim zira Efendimiz (Sallallahü aleyhi ve sellem)
    “Cennette yüksek bir çardak vardır. Orada yalnız şükredenlerle sabredenler otururlar.” buyurdular.
    Ve öyle de yaparlar. Seccadelerini gözyaşları ile ıslatır, kalplerini zikr ile aydınlatırlar.
    Cebrail Aleyhisselam olup biteni Resulullah Efendimize anlatır
    ve onları Allahü teâlânın cenneti ve cemaliyle müjdeler.
    Ertesi sabah, namazdan sonra Efendimiz Suheyb’i yanlarına oturtur
    “Ey Süheyb” buyururlar “geceki halini sen mi anlatırsın ben mi anlatayım?”
    Süheyb gözlerini kucağına indirir, zor duyulan bir sesle “Allahın Resulü en iyisini bilir” cevabını verir.
    Efendimiz onlara “ne mutlu size” gibilerinden bakar, “İkiniz de cennetliksiniz” buyururlar,
    “… ve Allahü teâlâyı göreceksiniz!” Süheyb derhal secdeye kapanır ve “Ya Rabbi!” diye yalvarır,
    “o ki beni mağfiret ettin, günahlara bulaşmadan canımı al!”
    Allahü teâlâ bu yanık duayı kabul eder, Suheyb, secdede kalakalır.
    Mescidde bulunanlar ağlamaklı olurlar.
    Resulullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)
    “Size daha şaşılacak bir şey söyliyeyim mi?
    Şu anda Hifa Hatun da ruhunu Hakka teslim etti” buyururlar.
    Namazlarını, yüzü suyu hürmetine yaratıldığımız o yüce Server kıldırır.
    kisini yanyana toprağa bırakırlar. Baş uçlarına küçük bir tahta çakar.
    Birine ” şükredenlerden Suheyb ” yazarlar,
    ''öbürüne sabredenlerden Hifa''

    (BİR ARKADAŞIMDAN)

     
     
    May 26

    KİMLERİ DİNLİYORSUNUZ ??

     
     
    AHMET KAYA,MAHSUN KIRMIZI GÜL,İBRAHİM TATLI (SES),SAMİ YUSUF VE HALUK LEVEND.yANİ BİR ŞARLATAN DAHA
     
     
     

    BEYİNDEKİ ZEHİR

    Uzun yıllar önce Cinde Li-Li adli bir kız evlenir ve ayni evde kocası ve kaynanası ile birlikte yasamaya baslar. Lakin kısa bir sure sonra kayın validesi ile gecinmenin çok zor olduğunu anlar.İkisinin de kişiliği tamamen farklıdır buda onların sık sık kavga edip tartışmalarına yol acar. Bu çin geleneklerine göre hoş bir davranış değildir ve çevrenin oldukça tepkisini alır. Birkaç ay sonra bitmez tükenmez gelin kaynana kavgalarından ev onun ve annesi ile karısı arasında kalan esi içinde cehennem haline gelmiştir.

    Artık bir şeyler yapmak gerektiğine inanan genç kız doğru babasının eski bir arkadaşı olan baharatçıya koşar ve derdini anlatır.

    Yaşlı adam ona bitkilerden yaptığı bir ekstra hazırlar ve bunu 3 ay boyunca her gün azar azar kaynanası için yaptığı yemeklerin içine koymasını söyler. Zehir az az verilecek , böylece onu gelininin öldürdüğü belli olmayacaktır. Yaşlı adam genç kıza kimsenin ve esinin şüphelenmemesi için kaynanasına çok iyi davranmasını ona en güzel yemekleri yapmasını söyler.

    Sevinç içinde eve donen Li-Li yaşlı adamın dediklerini aynen uygular . Her gün en güzel yemekleri yapıyor. Kaynanasının tabağına azar azar zehiri damlatıyordu.Kimseler şüphelenmesin diye de ona çok iyi davranıyordu. Bir sure sonra kayın validesi de çok değişmişti ve ona kendi kızı gibi davranıyordu. Evde artık barış rüzgarları esiyordu. Genç kız kendisini ağır bir yük altında hissetti Yaptıklarından pişman bir vaziyette baharatçı dükkanının yolunu tuttu ve yaşlı adama su ana kadar kaynanasına verdiği zehirleri onun kanından temizleyecek bir iksir için yalvardı, Yaşlı kadının ölmesini artık istemiyordu.

    Yaşlı adam yaşlı gözlerle karşısında konuşup duran Li-Li ye baktı ve kahkahalarla gülmeye başladı

    " Sevgili Li-Li dedi , sana verdiklerim sadece vitaminlerdi. Olsa olsa kayın valideni sadece daha da güçlendirdin hepsi bundan ibaret. Gerçek zehir ise senin beyninde olandı. Sen ona iyi davrandıkça oda dağıldı ve yerini sevgiye bıraktı böylece siz gerçek bir ana kız oldunuz " dedi

    May 23

    SECDE SURESİ HAYIRLI CUMALAR

    Bismillâhirrahmânirrahıym. Elif 1âm mim (1) Tenziylül kitâbi lâ

    raybe fiyhi mir rabbil âlemiyn (2) Em yekûlûinefterâh * belhüvel hakku  mir rabbike li tünzira kavmem mâ efâhüm min neziyrim min kablike leallehüm yehtedûn (3) Allâhüllezî halekas semâvâti vel erda ve mâ  beynehümâ fi sifteti eyyâmin sümmestevâ alel arş* mâ leküm min dûnihi miv veliyyiv ve 1â şefiy* efelâ tefezekkerün (4) Yüdebbirul emra mines semâi ilel erdi sümme ya’rucü

        ileyhifi  yevmin kâne mıkdâruhû elfe senefim mimmâ teuddûn (5) Zâlike âlimül ğaybi veş şehâdeti aziyzür rahıym (6) Ellezi ahsene külle şey’in halekahü ve bedee Halkal insâni mm tıyn (7) Sümme ceale neslehü min sülûletim mim mâim mehiyn (8) Sümme sevvâhü ve nefeha fiyhi mir rühıhi ve ceale lekümüs sem’a vel ebsâra vel ef’ideh* kaliylem mâ teşkürün (9) Ve kâlü e iz’a dalelnâ fil erdi e innâ le fi halkın cediyd* bel hüm bi likâi rabbihim kâfirün (10) Kul yefeveffâküm melekül mevfillezi vükkile biküm sümme ilâ rabbiküm türceün (11) Ve lev terâ izil mücrimüne nâkisû ruüsihim inde rabbihim* rabbenâ ebsarnâ ve seminâ ferc’ına na’mel sâlihan innâ mükınün (12) Ve 1ev şi’nâ le âteynâ külle nefsin hüdâhâ ve lâkin hakkal kavlü minni le emleenne cehenneme minel cinneti ven nâsi ecmeiyn (13) Fe zükü bi mâ nesiytüm likâe yevmiküm hâzâ* innâ nesiynâküm ve zükü azâbel huldi bi mâ küntüm fa’melün (14) innemâ yü’minü bi âyâfinellezine izâ zükkirü bihâ harrü süccedev ve sebbehü bi hamdi rabbihim ve hüm lâ yestekbirün (1 5) (Secde Ayeti) Tetecâfâ cünübühüm anil medâciı yed’üne rabbehüm havfev ve tameav ve mimmâ razaknâhüm yünfikün (1 6) Fe 1â ta’lemü nefsüm mâ uhfiye lehüm min kurrati a’yün* cezâem bi mâ kânü ya’melûn (1 7) E femen kâne mü’minen ke men kâne fâsikâ* 1â yestevün (1 8) Emmelleziyne âmenû ve amilus sâlihâti fe lehüm cennâtül me’vâ* nüzülem bi mâ kânü ya’melün (19) Ve emmellezine fesekü fe me’vâhümün nâr* küllemâ erâdü ey yahrucü minhâ üıydü fiyhâ ve kıyle lehüm zükü azâben nârillez künfüm bihi tükezzibün (20) Ve le nüzikannehüm minel azâbil ednâ dünel azâbil ekberi leallehüm yarciün (21) Ve men azlemü mimmen zükkira bi âyâti rabbihi sümme a’rada anhâ* innâ minel mücrimine müntekımün (22) Ve lekad âteynâ müsel kitabe fe lâ tekün fi miryetim mil likâihi ve cealnâhü hüdel li benî isrâil (23) Ve cealnâ minhüm eimmetey yehdüne bi emrinâ lemmâ saberü* Ve kânü bi âyâtinü yükınün (24) Inne rabbeke hüve yafsılü beynehüm yevmel kıyâmeti fimâ kânü fihi yahtelifün (25) E velem yehdi lehüm kem ehleknâ min kablihim minel kurüni yemşüne fi mesâkinihim* Inne fi zâlike le âyât* E fe 1â yesmeün (26) E ve lem yerav ennâ nesükul mâe ile erdil cüruzi fe nuhricü bihi zer’an te’külü minhü en’âmühüm ve enfüsühüm* E fe 1â yübsırûn (27) Ve yekûlûne metâ hâzel fethu in küntüm sâdikıyn (28) Kul yevmel fethi 1â yenfeullezine keferû imânühüm ve 1â hüm yünzarûn (29) Fe a’rıd anhüm ventezırinnehüm müntezırün

    (30)

                                                                                                                                  

     

    SECDE SURESİ’N OKUMANIN FAZİLETI

    Allah Resulü (s.a.v.) buyuruyor

    “— Secde Suresi kıyamet gününde mahşer yerine iki kanatlı olarak gelir. Bu sure-i şerifeyi okumayı adet haline getiren kimseyi mahşer yerinin şiddetli hararetine karşı gölgeler. Mahşer halkını sıcaktan kavuran ve herkesin tepesinin üzerine yaklaşan güneşe Secde Suresi şöyle der: “Ey güneş! Benim sakladığım kimseye ışığını iletmek için asla yol bulamazsın.”

    *Günahı çok olan bir kimse bu sureyi okur, bundan başka bir şey okumazdı. Bu sure onun üzerine rahmet kanatlarını açarak Cenabı Ecelli Ala’ya: “Yâ Rabbil Sen bunu affet. Zira beni çok okuyordu.” diye niyazda bulundu.

    Bunun üzerine Cenabı Hakk bu sure-i celileye kendisini okuyan hakkında şefaat izni verdi ve buyurdu: “Secde Suresi’ni okuyanın her bir hatası için bir sevap yazın ve bir derecesini yükseltin.

    HAYIRLI CUMALAR.

     
     
     
    May 19

    TESETTÜR MODASI (NEREDEN ALDIN BU FETVAYI BACIM)

    Eşarbı vakkodan alınmış bone
    İnanması çok zor ALLAH'IM bu ne
    Altında pantolon modaymış gene
    Giyinmek manası örtünmek inan
    Bu fetvayı kimden aldın Müslüman?

    Daracık pardösü yırtmaç yarısı
    Tamamen ortada vücut yapısı
    Başları döndürür parfüm kokusu
    İnsanın ziyneti hayadır inan
    Bu fetvayı kimden aldın Müslüman?

    Ten rengi çoraplar görmez setreni
    Modada geçecek alman Ketreni
    Eli kolu kuyumcu vitrini
    İslami yaşayış bu değil inan
    Bu fetvayı nerden aldın Müslüman?

    Moda diye bizi soydular
    Örtümüzü alıp bir kenara koydular
    Bizi öyle görüp sevinç duydular
    Bizim dinimizde bu yoktur inan
    Bu fetvayı nerden aldın Müslüman?

    Modern Müslüman'ın işi pratik
    Evinde eşyası hep otomatik
    Dokun parmağını bütün işler bitik
    Bu rahatlık bizi bizden aldı
    Müslüman Sadece mutluluk bu değil inan
    Bu fetvayı nerden aldın Müslüman?

    Sabah gezmesinde kahveler fallar
    Çarsı pazarlarda aşındı yollar
    Oğlum kızım diyeyığıldı mallar
    Hayatın gayesi bu değil inan
    Bu fetvayı nerden aldın Müslüman?

    Kimisi avamdan kimisi derviş
    Gözleri sürmeli topuk bir karış
    Modern Müslümanlar böyle giyermiş
    İslam'ın özünde bu yoktur inan
    Bu fetvayı nerden aldın Müslüman?

    Üstünde pantolon kılarsın namaz
    Ne olur sözümü dinlesen biraz
    Rasulullah seni böyle tanımaz
    Sünneti yaşamış olmazsın inan
    Bu fetvayı nerden aldın Müslüman?

    Zamanı çaldı dizi filmler
    Rafları süsledi cilt cilt ilimler
    Bizi görse kahrolurdu alimler
    İslami yaşayış bu değil inan
    Bu fetvayı nerden aldın Müslüman?

    Süslenir püslenir gezer düğünde
    Yeri baş köşedir paralı günde
    ALLAH için nefes tüket bir günde
    İslami yaşayış bu değil inan
    Bu fetvayı nerden aldın Müslüman?

    Bir de deriz Müslüman'ız hepimiz
    Kötülük düşünmem, kalbimiz temiz
    Namaz borcumuzdur elbet bir gün öderiz Gerçek Müslümanlık bu değil inan
    Bu fetvayı nerden aldın Müslüman?

    Sen böyle değildin ne oldu sana
    Kaygı duymuyorsun dininden yana
    Sıyrıldın özünden döndün yabana
    Gerçek hassasiyet bu değil inan
    Bu fetvayı nerden aldın Müslüman?

    Sormayın dertliyim bunlardan yana
    Şanlı tarihine dönüp bir baksana
    Üzülmez mi görse Fatıma ana
    ALLAH seni konu yaptı Kurân'a
    Nisa suresinde geçiyor inan
    Neden açıp okumuyorsun Müslüman?
     
     
     
    May 16

    CUMA

    HAYIRLI CUMALAR.DUALARINIZ KABUL OLSUN.DUALARINIZDA AZİZ ŞEHİTLERİMİZİ DE UNUTMAYIN LÜTFEN.
    May 15

    ATEİST

    Genç bir delikanlı senelerce yurt dışında okuduktan sonra vatanına ateist olarak geri döner. Üç sorusuna hiç kimse cevap veremediğinden dolayı canı gayet sıkıntılıdır. Ebeveyni oğullarına yardım etmek niyetiyle büyük ilim sahibi olan köyün hocasına götürürler. Hoca ve delikanlının arasında geçen dialog şöyle devam eder.

    Delikanlı: Kimsin sen? Sorularıma cevap verebilecek misin? ,
    Hoca: Allah(c.c.)'ın bir kuluyum ve Onun izniyle sorularýna cevap verebileceðim.
    Delikanlı: Emin misin? Profesörler bile cevap veremedi bana. Hoca: Allah(c.c.)'ın izniyle cevap vermeye çalışırım

    Delikanlı: 3 sorum var
    1. Allah(c.c.) yaşıyor mu? öyle ise, şeklini bana göster
    2. Takdir (kader) nedir?
    3. Eğer şeytan ateşten yaratıldıysa neden cehenneme yollanıyor,
    cehennemde ateş dolu değil mi? Ateş ateşi nasıl yaksın. Tanrı bunu düşünemedi mi?

    Bu arada, aniden bizim hocamız delikanlının başı üzerinde bir saksı kırar.

    Delikanlı canı yana yana sorar; Neden sinirlendin ki?
    Hoca: Sinirlenmedim. Bu benim üç soruna bir cevabım der.
    Delikanlı: Hiç bir şey anlamadım.
    Hoca: Nasıl hissetin kendini saksıyı başında kırınca
    Delikanlı: Tabii ki, fena bir acı hissettim.
    Hoca: Yani, acının varlığına inanıyor musun?
    Delikanlı:Evet
    Hoca: Bana bu acının şeklini göster ozaman!
    Delikanlı:Gösteremem.
    Hoca: Bu benim ilk cevabım. Herkes Allah(c.c.)'ın varlığını hisseder ama
    Allah(c.c.)'ı göremez.
    Hoca: Dün gece rüyanda benim başında saksı kırdığımı gördün mü?
    Delikanlı:Hayır.
    Hoca: Bugün böyle birşey ile karşılaşacağını hiç düşündün mü?
    aklından geçti mi?

    Delikanlı:Hayır
    Hoca: Bu işte takdir’dir. (kader)
    Hoca: Biz neyden yaratıldık? topraktan yaratılmıþ değil miyiz?
    Delikanlı: Evet böyle denir.
    Hoca: E o zaman ? Saksıda topraktan yapılmadı mı? Allah(c.c.) isterse
    ateşten yaratılan şeytanı ateşin içinde cezalandıramaz mı

     

    (Alıntı)

     
     
     

    AĞLAYAN ÇOCUK KALMADI

    Hazret-i Ömer’in Halifeliği (Devlet Başkanlığı) zamanıydı. Başkent Medine’ye yabancı bir kervan geldi. Develerini yıkıp, konakladılar… Halife her zaman olduğu gibi, gece şehri dolaşmaya çıktı. Yolda, Eshâb’dan (Sevgili Peygamberimizin arkadaşlarından) Hazret-i Abdurrahman’a rastladı. Ona dedi ki: - Ey Avfın oğlu! Gel, seninle bu gece misafirimiz olan kervanı bekleyelim. Onlar rahat uyusunlar. Çünkü yorgundurlar. Canları ve malları herhangi bir zarara uğramasın!..
    Hazret-i Ömer bu teklifte bulununca, Hazret-i Abdurrahman da seve seve kabul etti. Birlikte kervanın etrafında göz-kulak olmaya başladılar. O sırada yakındaki bir evden çocuk ağlaması işitildi.Çocuğun sesi kesilmediği için, Halife evin kapısına gitti. İçeride bulunanlara, ”Küçüğü susturmalarını rica” etti. Sonra dönüp geldi. Gece boyunca, çocuğun sesi işitildikçe, birkaç kere daha evin kapısına gitti.Çocuğun ağlaması bir türlü dinmiyordu. Seher vakti olunca, Hazret-i Ömer son defa oraya gitti. Çocuğun annesine:
    Belli ki açtı!
    - Sen ne biçim anasın! Bütün gece evlâdını ağlattın. Belli ki açtı! diye çıkıştı. Kadıncağız cevap verdi:
    - Halimi anlamadan niçin beni azarlıyorsun? Hazret-i Ömer, kendini tanıtmadan sordu:
    - Haline ne olmuş?
    - Çocuğu sütten kesmiştim..
    - Sütün yoksa başka şeyler yedirseydin.
    - Evde onun yiyeceği bir şey yok ki, biz çok fakiriz…
    - Çocuğun kaç yaşında?
    - Daha yaşını doldurmadı. İşte bu cevap üzerine Hazret-i Ömer öfkelendi.
    - Peki niçin bu kadar küçük bir yavruyu sütten kestin? Kadıncağız içini çekti:
    - Halifemiz Hazret-i Ömer’e Cenâb’ı Hak insaflar versin. Çocuklar sütten kesilmeyince, bizim gibi bir fakire nafaka vermez. Fakirlik maaşı bağlamaz. Onun için yavrumu erkenden sütten kestim.Bunun üzerine Halife ağlayarak mescide girdi. Gözyaşları yüzünden namazı zorla kıldırdı. Selâm verdikten sonra cemâate döndü. Gene ağlayarak:
    İşte Hz. Ömer’in (r.a.) adaleti
    - Sizin Ömer’inize yazıklar olsun!.. Sizin Ömer’inize yazıklar olsun!.. diyerek kendini suçladı. Sonra bütün Medine halkına, tellallar (haberciler) çıkarttı. Onlar da bildirdiler ki:
    - Hangi Müslümanın oğlu veya kızı dünyaya gelirse, hemen Halifeye bildirsin. Beytülmal’dan (hazineden) nafaka (maaş) verilecektir. Hiç kimse nafaka yüzünden evladını vaktinden önce sütten kesmesin!.. O günden sonra artık Medine’de, açlık sebebiyle ağlayan çocuk sesi işitilmedi.

    alıntıdır

    ALLAH'TAN UTANANDAN HER ŞEY UTANIR

    Ma'rûf-ı Kerhi Hazretlerinin bir dayısı şehrin vâlisi idi. Vâli, bir gün şehrin kenar mahallelerini dolaşıyordu. Ma'rûf'u bir kenarda oturmuş ekmek yerken gördü. Önünde de bir köpek vardı. Bir lokma kendi yiyor, bir lokma da köpeğin ağzına veriyordu.
    Dayısı,
    - Köpekle birlikte yemeğe utanmıyor musun dedi.
    Maruf;
    Utandığım için bu zavallıyı yediriyorum dedi ve başını kaldırıp havadaki bir kuşa seslendi. Kuş uçup geldi, eline kondu ve kanadıyla başını ve gözünü örttü.
    Ma'rûf;
    -Allah'tan utanandan her şey utanır, buyurdu.

    Dayısı bu hâli görüp, bu sözü işitmekle hem hayret etti, hem de oradan uzaklaştı.

     
     
    May 13

    YÜREK ESİNTİLERİM

     
     
    Bir avuç kurşuni hasret..

    Dünlerden savrulan Nâr ile tutuşturuyorum satırların ucunu...
    Hasret penceresine tünedi yine kuşlar
    Yokluğuna uzanıyorum boylu boyunca ey yar!
    Hezârpare sözlerim kanıyor dilimde
    Alnına katran çalınan karanfil rengi düşlerim
    Yokluğunun içinde boz bulanık şimdi
    Zaman iplik iplik sökülüyor ellerimden
    Sözüne hasret yürüyor saatler insafsızca
    Arıyorum ellerime iliştirdiğin duaları
    Sensiz hüzün çalıyorum aminlerime
    Giderken vurduğun turnaların yolunu gözlüyorum hala
    Kırık dökük bir kaç düş kalsa da avuçlarımda
    Kuşlarla savuruyorum onları gökyüzüne
    Hasret acımasızca kol geziyor etrafımda
    Elem sürmesini çekiyorum her gece yüreğime
    Uçurum uçurum asılısın sen hala içimde
    Işık ışık gülüşünün gurbetindeyim yar!
    Öyle derinlerdesin ki....
    Okuyamıyor seni kimseler içimin rahlesinden
    Çığlıklarımdan sağır kalemler
    Çözemiyor dilimi
    Bendeki seni çizemiyor kağıtlara
    Bastığım topraklar sızım sızım küf tutmuş acılarımdan..
    Bulutlar ağlaşıyor gözlerimle
    Göz verdiğim renkler siliniyor tek tek

    Sadece ama sadece hasretinin bir avuç kurşuni rengi kalıyor ellerimde..
     
    hayatın tozlu sayfaları içimi acıtan.
    Ceplerimde kırık gece masalları duruyor,
    Öksüzlüğümü avutuyor sonbahar.
    Ne yana baksam sen oluyorum,
    Parmaklarımı kanatıyor kirli duvarlar.
    Kuşlar yuvalarından terk ediyor beni,
    Bir sarsıntı geçiriyor yüreğim,sen şiddetinde...


    Ellerime kar diye yokluğun yağıyor,
    Aşk sorgusunda yüreğim can çekişiyor.
    Yüzümde sensizliğin izleri,
    Ayaklarımın altında bir yığın cam kırığı...


    İçimden sökülen her kelime,
    tekrar dönüp içime batıyor.
    Ve her seferinde sana isabet ediyor.
    Bir zindan karanlığı şimdi gecelerim,
    Duvarlara sinmiş gözlerinin rengi...
    Saatleri infaza çekiyor gelmeyişin,
    Yavaş yavaş gidiyor benden hayat;
    Damarlarımdan çekiliyor içimdeki sen !
    Bense düşüyorum hiçlik ötesi bir hayata,
    Kanıyorum sana , sende aşkı buluyorum
    Hem de ayrılığa çarpa çarpa...


    Suskunlukta sesler daha çok acıtıyormuş,
    Bu yüzden senden harf harf kaçışım.
    Yalnızlığıma esir düşüyorsun,
    Bense kayboluyorum cümlelerinde.
    Ve susuyorum sana ,avaz avaz susuyorum.
    Sende birikiyor içimin tüm sökülenleri
    Ben dipsiz bir kuyu oluyorum.
    Biriktiriyorum her harfimde seni...


    Şimdi yokluğa düşüyor zaman,
    Ben bir adımda düşüyorum senden.
    Kuytularıma sokulma ,bırak bana uçurumlarımı,
    Kalemimden azat et beni,                                     
    Herkes konuştuğunu yazar,bense sustuklarımı...!!
     
     
                                                                   Alıntı    (Yusuf CİHAN arkadaşımın msj.ı)
     
    May 11

    A N N E S İ O L A N L A R A

     
     
    BİR SEVGİ Kİ BİR GÜNE SIĞMIŞ
     
    O SEVGİ SIĞMAZ ASLA,
     
    NE BİR GÜNE,NEDE BİR YILA
     
    BENİM TATMADIĞIM
     
    AMA İMRENDİĞİM
     
    YOKLUĞUNU YÜREĞİMDE
     
    EN ACI BİR ŞEKİLDE HİSSETTİĞİM
     
    BİR SEVGİ.
     
    BİR MEYVE MİSALİ BANA
     
    O SEVGİNİN KAYNAĞI
     
    BEN HEP KABUĞUNU GÖRDÜM
     
    İÇİNDEKİ LEZZETİ BİLMEM
     
    SİRKE İLE BAL MİSALİ
     
    ANNE DERİM BİR KADINDIR
     
    YÜREĞİNDEKİ SEVGİYİ BİLMEM
     
    GERÇEK Mİ
     
    BU SEVGİ BİR GÜNE SIĞARMI
     
    DEMEK Kİ BUNU TADANLAR
     
    BİR GÜNLÜK TADIYOR
     
    ÇABUK TÜKETİYORLAR
     
    O YÜREKTEKİ
     
    DOYUMSUZ SEVGİYİ
     
    ANNESİ OLANLARIN
     
    KUTLUYORUM GÜNÜNÜ
     
    BÜTÜN ANALAR
     
    KUTLU OLSUN ANNELER GÜNÜNÜZ.
    May 07

    Ş İ İ R

    --- Burak Yahya wrote:

    DEMEYE GELDİM

    İnsan bir hiç için kıyarmı cana
    Gezdigin topraklar yer olsun sana.
    Şırnakta döktügün kalleşçe kana
    Bedel biçilirmi demeye geldim.

    Her yaptığın sanma olay oluyor
    Türk askeri yaptığını biliyor.
    Düşlerine karğa bile gülüyor
    Karga akıllısın demeye geldim.

    Çıktın dağ başına planlar kurdun
    Pusuya düşürüp kalleşçe vurdun
    Bura Türk vatanı Türkiye yurdun
    Unutmuşsun belki demeye geldim.

    Dağ başına gidip dağda kalınmaz
    Varıp bir çakaldan emir alınmaz.
    Başına ne gelir nerde bilinmez
    Bir kurşun bedelin demeye geldim.

    Nice aileleri dağladın yaktın
    Nice çocukları öksüz bıraktın.
    Kimin için söyle kime çıraktın
    Aponun dölüsün demeye geldim.


    Selamün Aleyküm.
    Gerçekten harika bir şiir, ellerinize sağlık. Selam ve dua ile Allah'a emanet olun.

    May 06

    TEVBE SURESİ---SÛRAH AT-TAWBA (REPENTANCE)

     
     
    1. AYET  : Allah ve Resûlünden kendileri ile antlaşma yapmış olduğunuz müşriklere bir ihtar !
     
    2.    "       : (Ey müşrikler ! ) Yer yüzünde 4 ay daha dolaşın.İyi bilin ki siz Allah'ı âciz bırakacak değilsiniz;Allah ise kâfirleri rezil
                     ( ve perişan) edecektir.
     
    3.    "       : Hacc-ı ekber ( en büyük hac ) gününde Allah Ve Resûlünden insanlara bir bildiridir: Allah ve Resûlü müşriklerden 
                     uzaktır. Eğer tevbe ederseniz,bu sizin için daha hayırlıdır. Ve eğer yüz çevirirseniz bilin ki,siz Allah'ı âciz bırakacak    
                    değilsiniz.(Ey Muhammed)! o kâfirlere elem verici bir zazbı müjdele!
     
    4.    "      : Ancak kendileriyle antlaşma yptığınız müşriklrden (antlaşma şartlarına uyan) hiç bir şeyi size eksik bırakmayan ve sizin
                    aleyhinize her hangi bir kimseye arka çıkmayanlar (bu hükmün) dışındadır.Onların antlaşmalarını,süreleri bitinceye kadar
                    tamamlayınız.Allah ( haksızlıktan) sakınanları sever.
     
    5.    "      : Haram aylar çıkınca müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün;onları yakalayın,onları hapsedin ve onları her gözetleme yerinde
                    oturup bekleyin.Eğer tevbe eder,namazı dost doğru kılar,zekâtı da verirlerse artık yollarını serbest bırakın.Allah yargılayan
                    esirgeyendir.
     
    6.    "      : Ve eğer müşriklerden biri senden aman dilerse,Allah'ın kelamını işitip dinleyinceye kadar ona aman ver,sonra (müslüman
                    olmazsa) onu güven içinde bulumacağı bir yere ulaştır.İşte bu (müsamaha), onların,bilmeyen bir kavim olmalarından
                    dolayıdır.
     
    7.    "      : Mescid-i Haram'ın yanında kendileriyle antlaşma yaptıklarınızın dışında müşriklerin Allah ve Resûlü yanında nasıl
                    (muteber) bir ahdi olabilir? Onlar size karşı dürüst davrandıkları müddetçe siz de onlara dürüst davranın.Çünkü Allah
                    (ahdi bozmaktan) sakınanları sever.**
                     **Tefsircilere göre âyete istisna edilenler,Hudeybiye antlaşmasına dolaylı olarak iştirak etmiş olan Huzeyme ve Müdlic oğullarıdır.Kureyş ve onlara bağlı diğer
                                       müşrikler antlaşmayı bozdukları için Müslümanlar harekete geçti ve Mekke'yi feth ettiler.Antlaşmayı bozmayan kabilelere ise dokunmadılar.
     
    8.    "      : Nasıl olabilir ki ! Onlar size galip gelselerdi, sizin hakkınızda ne ahid,ne de antlaşma gözetirlerdi.Onlar ağızlarıyla razı
                    ediyorlar,halbuki kalpleri ( buna) karşı çıkıyor.Çünkü onların çoğu yoldan çıkmışlardır.
     
     
                  SURAH 9--AT-TAWBA
     
                     Revealed at Madina
     
    ***Verse 104 is about reppentence: whence the usual name of the surah.But it has other names,the most common of them being "Immunity" (bara'a).As it is not clear whether this is a separate Sûrah at all,or should rather be considered an extension of the S^rah preceding  it, it is not prefixed with the BASMALA.
     
    In the ninth year of the Hijra,Hadrat Abû Bakr was given the task of taking the pilgrims to Makka.At that time, the Sûrah began to revealed.The Prophet appointed Hadrat " Ali to announce verses 1-29 to the pilgrims.for these contained the proclamation that the idolaters were not to permitted to enter the Inviolable Sanctuary at Makka.The Lord then gave them four months in which to repent,and change their evil ways,after which they would be in a state of war with the Muslim commonity.The beginning of the Sûrah is hence a kind of ultimatum to the idolaters of Makka.The rest of the Sûrah concerns the Tabûk campaing aganist the Byzantines.***
     
                    REPENTANCE
     
    Verse  1   - A declaration of immunity from Allah and His messenger to those polyteists with whom you have made treties.
     
       "      2   - So,you may travel in the land for four months (more), but know that you cannot frustrate Allah's will; and that He will
                     degrade the disbelievers.
     
       "      3   - And a proclamation from Allah and His Messenger to all people on the day of the Greater Pilgrimage that Allah and His
                     Messenger are free from obligation to the ploytheists.So if you repent it will be better for you;but if you turn away know
                     that you cannot frustrate Allah.Proclaim a woeful punishment to those who disbelieve.
     
       "      4  - Excepting those of the polytheists with whom you (Muslims)  have made a treaty, and who have not later violated it, nor
                     have supported anyone aganist you.So fulfil their treaty to them till their term.Surely Allah loves the righteous.
     
       "      5  - When the sacret months are over,slay the ploytheists wherever you find them,and take them (captive) and besiege them,
                    and lie in ambush for them everywhere.But if they repent and establish the prayer and pay the Zakât,let them go their
                    way.Allah is Forgiving and Merciful.
     
       "      6  - If any polytheist seeks your protection, then protect him so that he may hear word of Allah, then convey him to a place
                    where he can be secure.That is because they are a people who do not know.
     
       "     7  - How can there be a treaty with Allah and His Messenger for the polytheists except those with whom you have made
                   treaties at the Inviolable Mosque?So long as they are true to you,be true to them.For Allah loves the Godfearing.
     
       "    8  - How (can there be a treaty) when, if they have an advantage over you, they will not respect ties of kinship or covenant with
                  you?They (try to) please you with their tongues but their  hearts refuse, for most of them are corrupt. 
     
    May 02

    ÖRTÜNMEME GEREKÇELERİ

    Örtünmek isterim, ama ikna olmam lazım
    "KURANDA KESİN HÜKÜM VAR YETMEZMİ İKNA OLMANA"

    Örtünmem gerekiyor, ama geleceğimi düşünmek zorundayım
    "GELECEK ÖLÜM ONU DÜŞÜNDÜNMÜ"

    Allah(c.c.) beni başı açık olarak da sever
    "AMA GÜNAHKAR KULUM DER"

    Fazla açık olmadığım için, günah olduğunu zannetmiyorum
    "GÖRÜNEN HER TEL ZİNA AZMI GÜNAH ACABA"

    Genç yaşta da kapanmak olmaz ki, yaşlanınca inşa Allah(c.c.)
    "YAŞLANACAĞIN GARANTİ Mİ YA YARIN ÖLÜRSEN"

    Tekrar açılırım düşüncesiyle, kapanmıyorum
    "HELE Bİ KAPAN ONU SONRA DÜŞÜN"

    Bazı özgürlüklerimin kısıtlanacağı düşüncesiyle kapanmak istemiyorum
    "AllahIN KARŞISINDADA ÖZGÜR OLABİLECEKMİSİN"

    Kapanmak önemli değil, önemli olan kalbinin temizliği
    "KALBİN TEMİZLİĞİ GÜNAHA ENGEL DEĞİL"

    Evlenince kapanırım, ;kızım evlenince kapanr;
    "EVLENECEĞİN GARANTİMİ"

    Güzelliğimi sergilemek istediğimden dolayı kapanmamıştım
    "GÜZELLİĞİNİ SADECE EŞİNE SERGİLESEN NE GÜZEL OLUR"

    Kapanırsam, diğer dini vecibelerimi de yerine getirmem gerekecek
    "EE Bİ YERDEN BAŞLAMAK LAZIM"

    Dinden çıkmadığıma göre başımı açmamda problem yok
    "DİNDEN ÇIKMADIN AMA GÜNAHKARSIN"

    Başörtü için kendimi henüz hazır hissetmiyorum
    "ÖLÜNCEMİ HAZIR OLACAKSIN"

    Bu zamanda da başörtü olmaz ki! Hangi çağdayız?
    " GÜNAHIN BU ZAMANI O ZAMANI YOK KURAN HER ÇAĞ İÇİN İNDİ"

    Kısmet, bir bakarsın kapanırız inşa Allah(c.c.)
    "İNŞAllah AMA ACELE ET YAŞLANDIKTAN SONRA OLECEĞİNE DAİR SENEDİN VARMI?

    Önemli olan, saç dışındaki vücudun teşhir edilmemesi
    "YANİ GÜNAH SADECE VUCUDAMI VAR"

    Denedim, ama boğulacak gibi oldum
    "AMA İTİKAT GEREKİYOR"

    Evlenememe korkusu
    "SAÇIN AÇIK DİYE SENİNLE EVLENEN ERKEKTEN NE BEKLERSİNKİ"


    Kapanmak içimden gelmiyor
    "NEDEN GÜNAH İŞLEMEK HOŞUNAMI GİDİYOR"

    Başörtülülerin yeterince örnek olamamaları
    "SEN ÖRTÜN VE ÖRNEK OL ONLARA

    Nefsime yenik düştüğümden, kapanamıyorum....
    "NEFİS ŞEYTANDIR SEN ŞEYTANA YENİKSİN GELECEĞİNİ DÜŞÜN YENİLME"


    May 01

    CUMA

     
     
    BÜTÜN İSLAM ALEMİ İLE BİRLİKTE;ALAN ARKADAŞLARIMIN CUM'ASI MÜBAREK,HAYIRLARA VESİLE VE DUALARININ KABUL OLMASI DİLEĞİYLE.

    UNUTULAN MİSAFİR

     
    UNUTULAN MİSAFİR
     
     
     
    RESİMLERİM 1296
    KAPI ÇALAR..

    Sabahın erken saatlerinde..Açarsınız..
    Sütçünüzdür gelen.Sütçünün litreliginden
    kabınıza dökülen beyazlıkla
    sabahın güzelligine kavuşursunuz.
    Gözünüzde pırıl pırıl bir sabah
    kahvaltısı canlanır.İçinizden
    'bugün kahvaltıyı bahçede yapalım'
    diye geçirirsiniz..

    KAPI ÇALAR..

    Gelen postacıdır.Kucagında büyükçe bir paket.
    Uzattıgı kagıda bir imza atarsınız.
    Daha önceden ısmarladıgınız kitaplara
    kavuşmanın sevincini yaşarsınız.
    Zaten tatilde oldugunuzdan bu
    kitaplara çok ihtiyacınız vardır.
    'Artık canım sıkılmayacak'
    deyip keyiflenirsiniz..

    ZİL ÇALAR..

    Kapıya koşarsınız..
    Yıllardır görmediginiz bir dost gelmiştir.
    Sevinirsiniz.Sohbetleriniz saatler boyu
    hatta günlerce sürer.
    'Yaşamak ne güzel'dersiniz içinizden.
    Hele böyle dostlar varken.

    KAPI ÇALAR..

    Dürbünden bakarsınız.Kimseyi göremezsiniz.
    Dönüp yeniden koltuga gömülürsünüz.
    Bir daha çalar.Bakarsınız yine kimse yok.
    Tam o sırada bir daha çalınca kapıyı açarsınız.
    Komşunuzun oglu.Elindeki sopayla zile uzanmakta.
    Meger tuzları bitmiş.İçeriden tuz getirirken
    kendi kendinize söylenirsiniz
    'Elbette göremem.Keratanın boyu bir metre..'
    Bu küçük hadise neşelendiriverir ortalıgı..
    Hatta koşup eşinize anlatırsınız..

    KAPI ÇALAR..

    Düşüp bayılacak kadar şaşırırsınız.Askerdeki oglunuz haber vermeden izne çıkmıştır..
    'Oglum benim'diye hasretle kucaklarken
    gözyaşlarınızı zaptedemezsiniz..
    Mutlulugunuz oglunuzun izni kadar uzar..

    Her kapının çalışında mutluluga koşmaktasınız.
    Huzur tüter gözlerinizden..

    Her sessizlikte kulaklarınız zil sesi arar..

    'VE KAPI ÇALMAZ..'

    En büyük misafir gelir..
    Adeta kapıyı kırmıştır..
    Alıp gider sizi şaşırırsınız..

    'Niye haber vermedi?'diye içinizden geçirirken
    'Doğduğundan beri zile basmaktayım'der.
    Birşey söylemek istersiniz o an.
    Ama o andan sonra diliniz dönmez..

    ÖLÜM SESSİZ SEDASIZ GELİVERMİŞTİR